BİLGİYE AÇIK ERİŞİM · BAĞIMSIZ DİJİTAL YAYINCILIK
suhijyeniDİJİTAL YAYINLAR
← Kitaba dön%0
Okuma araçları

Okuma ayarları

İçindekiler

BÖLÜM 18 / 53

17 Sudaki mikroorganizmaları tanımak

17.1 Bakteriler ve su kaynaklı hastalıklar

Suda bakteri bulunması ile suyun hastalık bulaştırması aynı önerme değildir. Bakteriler çok geniş bir canlı grubudur; içme suyu değerlendirmesinde asıl soru, hastalık yapabilen türlerin hangi kaynaktan, hangi yolla ve hangi koşullarda insana ulaşabildiğidir. Bağırsak kökenli patojenler dışkısal kirlenmeyle taşınabilir. Buna karşılık bazı fırsatçı bakterilerin önemi, bina sisteminde çoğalabilmeleri ve belirli maruziyet yollarıyla duyarlı kişilere ulaşmalarıyla ortaya çıkar. Organizmanın adı, bu zincir açıklanmadan yeterli risk bilgisi vermez.

E. coli bu ayrımı iyi gösterir. Türün birçok üyesi insan ve hayvan bağırsaklarında bulunurken, belirli hastalık yapıcı gruplar farklı klinik sonuçlara yol açabilir. Rutin su incelemesinde E. coli aranmasının temel amacı, bütün bu patojen grupları tek tek tanımlamak değildir; dışkısal kirlenme olasılığına ilişkin gösterge elde etmektir. Bu nedenle bir gösterge sonucu, belirli bir hastalığın tanısı veya sudaki bütün bakterilerin sayımı olarak yorumlanamaz. 18. bölümde bu yorum sınırı izleme düzenine bağlanacaktır.

Bakterilerin su içinde aynı davranışı gösterdiği de varsayılamaz. Bir kısmı esas olarak dışarıdan taşınır; uygun olmayan koşullarda sayıları azalabilir. Başka bakteriler uygun sıcaklık, kullanılabilir besin ve yüzey koşulları bulduğunda sistem içinde çoğalabilir. Hayatta kalma ile çoğalma arasındaki bu ayrım, kontrolün yerini değiştirir. Kaynağa yeni kirlenme girişini önlemek ile bina içindeki çoğalmayı sınırlamak farklı sorunlardır; her ikisi de suyun kullanıcıya ulaşıncaya kadar değerlendirilmesini gerektirir.

Su kaynaklı hastalığın görülmesi yalnız organizmanın varlığına bağlı değildir. Maruz kalınan miktar, organizmanın hastalık yapma özellikleri ve kişinin duyarlılığı sonucu etkiler. Aynı maruziyet herkes için aynı belirtileri doğurmayabilir; enfeksiyon belirti vermeden de gerçekleşebilir. Bu yüzden hastalık bildirilmemiş olması, bir su sisteminde tehlike bulunmadığını kanıtlamaz. Mikrobiyolojik güvenlik, hastalık ortaya çıkmasını bekleyen bir düzen yerine kirlenme yollarını ve koruyucu önlemlerin işleyişini izleyen bir yaklaşımla değerlendirilir.

17.2 Virüslerin özellikleri

Virüsler çoğalmak için uygun canlı hücrelere ihtiyaç duyar; bağırsak kökenli virüslerin içme suyundaki önemi, su içinde çoğalmalarından çok taşınabilmeleri ve bir süre enfeksiyon yeteneklerini koruyabilmeleridir. Bu özellik, sudaki miktarın sabit kaldığı anlamına gelmez. Dışkısal kirlenmenin gelişi, seyrelme, çevre koşulları ve arıtma süreçleri düzeyi değiştirebilir. Bir boru veya depoda bakteri çoğalmasına yol açan koşullar, bağırsak virüsleri için aynı biyolojik mekanizma olarak anlatılmamalıdır.

İnsanlara su yoluyla ulaşabilen virüslerin etkileri yalnız bağırsak yakınmalarıyla sınırlı değildir. Bağırsaktan atılan bazı virüsler sindirim sistemi hastalığıyla, bazıları karaciğer veya başka organların etkilenmesiyle ilişkilidir. “Enterik” sözcüğü bu nedenle tek bir hastalığın adı değildir. Ayrıca bir virüsün suda saptanmış olması ile içme suyu üzerinden hastalık oluşturduğunun güçlü biçimde gösterilmesi farklı kanıt düzeyleridir. Kaynaklarda suyla bulaşma için kullanılan kesinlik ifadeleri korunmalı, olasılık kanıtlanmış salgın gibi sunulmamalıdır.

Virüslerin küçük boyutu, bazı fiziksel ayırma işlemlerinin değerlendirilmesinde önem taşır. Bununla birlikte yalnız boyuttan hareketle herhangi bir filtrenin yeterliliğine karar verilemez; işlem koşulları ve doğrulanmış performans gerekir. Benzer biçimde bakteriyel göstergenin saptanmaması, bütün virüslerin bulunmadığını garanti etmez. Virüslerin çevrede kalıcılığı ve işlemlere duyarlılığı bakterilerle birebir örtüşmez. Bu fark, gösterge analizlerinin bırakılması için değil, sonuçların kaynak ve arıtma bilgileriyle birlikte okunması için gerekçedir.

Viral analiz raporunda hedefin ne olduğu özellikle önemlidir. Moleküler bir yöntem viral genetik materyali gösterebilir; bu işaret doğrudan enfeksiyon yeteneğiyle özdeş değildir. Öte yandan uygun yöntemlerle veri elde etmek teknik güçlükler ve maliyet taşıdığından her virüsün rutin olarak aranması beklenemez. Analiz, şüphe edilen kaynak, olay araştırması veya arıtma değerlendirmesi gibi belirli bir soruya yöneltilir. Raporlanan sonucun hangi biyolojik özelliği gösterdiği açıklanırsa belirsizlik daha doğru yönetilebilir.

17.3 Protozoalar ve dirençli formlar

Protozoalar başlığı altında ele alınan patojenlerin yaşam döngüleri ve bulaşma yolları birbirinden farklıdır. Cryptosporidium ve Giardia gibi bağırsak parazitlerinde dışkısal kirlenme önemlidir. Bazı serbest yaşayan amiplerde ise suyun yutulması dışındaki temas yolları öne çıkar. Bütün grubu tek bir “suda yaşayan parazit” açıklamasına sıkıştırmak, hangi maruziyetin önlenmesi gerektiğini belirsizleştirir. Risk değerlendirmesi organizmayı, çevredeki formunu ve insana giriş yolunu birlikte ele almalıdır.

Kist ve ookist gibi çevrede dayanıklılık sağlayan yapılar, bazı protozoaların suyla taşınmasında belirleyicidir. Bu adlar aynı yapının iki gelişigüzel karşılığı değildir; farklı organizmaların yaşam döngülerindeki özel biçimleri tanımlar. Dayanıklılık da bütün çevre koşullarında sonsuz kalıcılık anlamına gelmez. Sıcaklık, zaman ve uygulanan işlem önemini korur. Pratik sonuç, yalnız canlı hücrenin genel özelliklerini bilmenin yeterli olmaması; suya ulaşan gelişim biçiminin de değerlendirilmesidir.

Cryptosporidium, dezenfeksiyon yöntemlerinin bütün patojenlere aynı etkiyi göstermediğini ortaya koyar. Ookistlerinin klora yüksek direnci, yalnız klorlamaya dayanan bir değerlendirmenin sınırını gösterir. Fiziksel uzaklaştırma ve uygun başka işlemler çoklu koruma düzeninde önem kazanabilir. Buradan belirli bir cihazın veya ev uygulamasının yeterli olduğu sonucu çıkarılmaz. Hangi sürecin ne kadar koruma sağlayabildiği, kaynak suyun özellikleri ve işletme koşullarıyla doğrulanmış performansa dayanmalıdır; organizma adı tek başına bir arıtma reçetesi oluşturmaz.

Serbest yaşayan amipler, dışkısal gösterge yaklaşımının kapsamını ayrıca hatırlatır. Örneğin bazı amiplerde gözle temas veya burundan su girişi, ağızdan içmeye göre farklı bir risk yoludur. Bu nedenle “içme açısından değerlendirilmiş su” ifadesi her özel kullanım için aynı yeterlilik anlamına gelmez. Temasın biçimi değiştiğinde gereken değerlendirme de değişebilir. Bu kitapta organizma gruplarını öğrenmenin amacı, tek tek hastalık teşhisi yapmak değil, yanlış bir maruziyet varsayımını fark edebilmektir.

17.4 Helmintler ve bulaşma yolları

Helmintler, halk arasında çoğunlukla parazit solucanlar olarak anılan gruptur. Su ile ilişkileri tek bir bulaşma yoluyla açıklanamaz; bazı yaşam döngülerinde su, ara konağın yaşadığı ortamdır, bazılarında enfektif biçimin taşındığı yoldur. Bir helmintin suyla ilişkili olması, her durumda musluk suyunun içilmesiyle bulaştığı anlamına gelmez. Hangi canlı veya gelişim evresinin insana nasıl ulaştığı anlaşılmadan, yalnız “suda parazit” başlığıyla doğru bir kontrol noktası belirlenemez.

Dracunculus örneğinde enfekte küçük su canlılarının içilmesi yaşam döngüsünün önemli bir parçasıdır. Fasciola örneğinde ise sucul bitkiler ve farklı gelişim evreleri öne çıkar; suyla ilişkili başka yollar da değerlendirilir. Bu iki örnek, suyun bazen yalnız taşıyıcı sıvı olarak değil, bir ekolojik döngünün ortamı olarak önem taşıdığını gösterir. Böyle durumlarda yerel yaşam döngüsünü ve temas biçimini anlamak, tek bir rutin bakteri sonucundan daha geniş bilgi gerektirir.

Schistosoma ile ilişkili bulaşmada enfektif evrenin kirlenmiş tatlı suyla temas sırasında deriden geçmesi önemlidir. Burada temel maruziyet açıklaması, suyun yutulmasına dayanan açıklamadan farklıdır. Güvenli suya erişim, riskli suyla temas ihtiyacını azaltarak da koruyucu rol oynayabilir. Bu örnek üzerinden her bölgenin aynı riski taşıdığı sonucuna varılamaz; parazitin yaşam döngüsünün gerçekleşebildiği çevre, ara konak ve yerel bulaşma bilgileri değerlendirmeye katılmalıdır.

Suda görülen her solucansı canlı da aynı sağlık anlamını taşımaz. Serbest yaşayan nematodların bulunması, doğrudan insan paraziti saptandığı biçiminde yorumlanmamalıdır; buna rağmen suyun kabul edilebilirliği ve sistemin durumu açısından inceleme gerektirebilir. Görsel benzerlik, laboratuvar tanımlamasının yerine geçmez. Helmintler için doğru soru yalnız “var mı?” değil, “hangi tür veya evre, hangi yaşam döngüsü ve hangi temas yolu?” sorusudur. Göstergeler bu ayrıntıların tümünü dolaylı olarak açıklayamaz.

17.5 Siyanobakteriler ve toksin bağlamı

Siyanobakteriler fotosentez yapabilen bakterilerdir; günlük dilde kullanılan “mavi yeşil alg” adı, onları diğer alglerle aynı biyolojik grup yapmaz. Tek hücreler, koloniler, ipliksi yapılar veya yüzeye yakın birikimler oluşturabilirler. Her siyanobakteri topluluğu aynı toksinleri üretmez; aynı tür içinde de toksin üreten ve üretmeyen özellikler bulunabilir. Bu nedenle gözlenen renk veya yoğunluk, tek başına toksinin kimliğini ve miktarını açıklayan bir analiz değildir.

Siyanobakterilerle ilişkili içme suyu kaygısının önemli bir bölümü enfeksiyondan değil, ürettikleri toksinlere maruziyetten kaynaklanır. Besin maddeleri, sıcaklık, suyun durgunluğu ve diğer çevre koşulları yoğunlaşmayı etkileyebilir. Ancak görünür bir çoğalma bulunması ile sağlık açısından anlamlı toksin düzeyi arasında her yerde geçerli sabit bir oran yoktur. Değerlendirme, kaynaktaki topluluğu, toksin üretme olasılığını ve kullanılacak suya geçişi birlikte ele alır.

Hücre içinde bulunan toksin ile suda çözünmüş toksin, arıtma açısından aynı hedef değildir. Hücreleri uzaklaştıran bir işlem, çözünmüş bölüm için aynı sonucu vermeyebilir; hücre bütünlüğünün bozulması da ayrıca değerlendirilir. Bu ayrım, bir müdahalenin yalnız suyun görünümünü düzeltmesiyle yeterli sayılmasını önler. Kaynak koruma, uygun su alma noktası, biyokütle izlemesi ve gerekli toksin incelemesi birbirini tamamlar. Uygulanacak süreç, uzman değerlendirmesi ve doğrulanmış işletme koşulları gerektirir.

Gözle görülür birikimin kaybolması, bütün toksinlerin de ortadan kalktığını kanıtlamaz. Bazı toksinler hücre topluluğunun görünümü değiştikten sonra suda kalabilir. Aynı nedenle berraklık, kimyasal ve mikrobiyolojik güvenliğin ortak belgesi değildir. Siyanobakteri konusu, mikroorganizma ile kimyasal tehlike arasındaki bağlantıyı görünür kılar: organizmanın varlığı, toksin üretimi, çözünmüş ve hücreye bağlı kısımlar ayrı sorulardır. Ölçüm programı hangi soruyu yanıtladığını açıkça belirtmelidir.

Tablo 66 Organizma grubundan maruziyet sorusuna

Grup Öne çıkan soru Kaçınılacak genelleme
Bağırsak kökenli bakteri ve virüsler Dışkısal kirlenme hangi yolla ulaşıyor? Her bakteri ve virüs su içinde çoğalır.
Protozoalar Hangi çevresel form ve giriş yolu önemli? Tek dezenfeksiyon yaklaşımı bütün gruba yeter.
Helmintler Yaşam döngüsü ve temas yolu nedir? Su ilişkisi her zaman içilerek bulaşmadır.
Siyanobakteriler Biyokütle ile toksin bilgisi örtüşüyor mu? Görünüm toksin miktarını kesin gösterir.

Gruplar arasındaki temel yorum farklarını gösteren özgün sentez; tür tanı anahtarı veya tüm patojenlerin listesi değildir.