BÖLÜM 13 / 53
12 Bulanıklık renk tat ve koku
12.1 Bulanıklık parçacık ve ölçüm ilkesi
Bulanıklık suyun içinden geçen ışıkla ilgilidir
Bir suyun içindeki ince parçacıklar, arkasındaki bir nesnenin daha zor seçilmesine yol açabilir. Kil, silt, bitkisel artıklar, mikroorganizmalar ve demir ya da manganın oluşturduğu çökeltiler bu görünümü farklı biçimlerde etkiler. Bulanıklık ölçümü, bu maddelerin adlarını tek tek belirlemek yerine ışıkla etkileşimlerinin ortak sonucunu izler. Bu nedenle bir bulanıklık değeri, suyun görünümündeki değişimi sayısal olarak anlatabilir; fakat o değişime hangi maddenin ne kadar katkı yaptığını kendiliğinden açıklamaz.
Bulanık sözcüğü gündelik dilde gözün fark ettiği bir durumu anlatır. Ölçümde ise gözle ayırt edilemeyecek kadar küçük optik değişimler de önem taşır. Özellikle arıtılmış suyun izlenmesinde, bardağın karşısına geçip bakmakla cihazın yanıtını değerlendirmek aynı inceleme değildir. WHO rehberinin görünür bulanıklık ile aletle saptanan bulanıklığı ayrı ele almasının nedeni budur. Görünüm, araştırmanın başlangıcında yararlı bir gözlemdir; sayısal ölçümün yerine geçirilen bir eşik testi olarak kullanılmamalıdır.
Parçacık sözcüğünü de yalnız dibe çöken kumla sınırlamamak gerekir. Suda askıda kalabilen ince malzeme, iri tanelerden farklı davranır; aynı ölçüm kabında bazı parçacıklar hızla dibe inerken diğerleri ışık yolunda kalabilir. Cihazın gördüğü karışım, kabın bütünündeki karışımla her an aynı olmayabilir. Bir bulanıklık sonucunu anlamak için suyun hangi kısmının, hangi zaman aralığında optik olarak gözlendiğini düşünmek bu yüzden gereklidir.
10. bölümde incelenen askıda katı madde ölçümü ile bulanıklık arasındaki fark burada belirginleşir. Birincisinde belirli bir işlemle ayrılan kalıntının kütlesi değerlendirilir; bulanıklıkta ışığa verilen yanıt kullanılır. Aynı kütledeki iki parçacık karışımı, farklı tane özellikleri ve farklı su renkleri nedeniyle aynı optik yanıtı vermeyebilir. Dolayısıyla bulanıklık birimini doğrudan mg/L olarak okumak veya bütün sulara uygulanacak tek bir çarpan aramak, ölçülen özelliği değiştirmiş olur.
Bu ayrım, bulanıklık verisinin yararını azaltmaz. Bir kaynak veya süreç düzenli izleniyorsa optik yanıttaki değişim, ayrıntılı incelemenin ne zaman gerekli olduğunu gösterebilir. Ancak bir göstergenin belirli bir yerde işe yaraması, her yerde aynı maddeyi aynı duyarlılıkla temsil ettiğini kanıtlamaz. Ölçümü güçlü kılan, hangi su üzerinde ve hangi düzenle elde edildiğinin bilinmesidir. Bu alt bölümde önce bu optik düzeni, ardından numunenin ve cihazın sonuca nasıl katıldığını ele alacağız.
Işığın geliş ve algılanma yönleri
Nefelometrik bir ölçerde numuneye ışık gönderilir ve gelen ışık doğrultusuna yaklaşık dik yönde saçılan ışık algılanır. EPA 180.1 yönteminin cihaz tarifi, ışık kaynağı ile numuneyi ve bu doğrultuya göre 90° merkezli algılayıcıyı birlikte tanımlar. Böylece cihaz yalnız suyun arkasının ne kadar karardığına bakmaz; seçilmiş yöndeki ışık sinyalini ölçer. Şekil 30, bu temel yerleşimin ölçekli olmayan açıklamasıdır.
Şekil 30 Bulanıklık ölçümünde ışık numune ve dedektör. Özgün kavramsal şema. Dedektör, gelen ışığa yaklaşık dik yönde saçılan ışığı algılar. Kesikli ok iletilen ışığı gösterir; ayrı bir ölçüm kanalı değildir. Bu temel ilişki, bütün cihazların aynı optik düzeni kullandığını göstermez.
Algılayıcının bulunduğu yön, ölçümün ayrıntısı gibi görünse de toplanan sinyalin hangi ışığı içerdiğini belirler. Bazı düzenler yana saçılan ışığı, bazıları başka yönlerdeki ışığı ya da numuneden geçerken oluşan azalmayı kullanır. Birden çok algılayıcıdan gelen sinyalleri birlikte işleyen cihazlar da vardır. Hepsinin ekranda bulanıklıkla ilgili bir sayı üretmesi, aynı ışık bileşenini aynı biçimde ölçtükleri anlamına gelmez.
Işık kaynağının dalga boyu da sonuca katılır. Geniş bir görünür ışık aralığı ile yakın kızılötesi bölgede çalışan bir kaynak, aynı renkli numunede farklı etkilerle karşılaşabilir. Suda çözünmüş renkli maddelerin veya renkli parçacıkların ışığı soğurması, algılayıcıya ulaşan sinyali azaltabilir. Yakın kızılötesi ışık kullanan düzenler bu renk etkisini azaltmak için seçilebilir; buna karşın parçacıkların kendi optik özellikleri yine ölçümün parçasıdır.
Birden çok algılayıcı kullanan oranlı ölçümde, farklı yönlerde toplanan sinyaller bir hesap ilişkisi içinde birleştirilir. Amaç, örneğin ışık kaynağındaki değişimin veya numunenin renginin etkisini azaltmak olabilir. Buradaki oran, doğrudan bir kütle oranı değildir. Cihazın ışık sinyallerini nasıl işlediğiyle ilgilidir. Bu nedenle oranlı çalışma seçeneği açılıp kapatıldığında, aynı cihaz gövdesi kullanılsa bile ölçümün yapılandırması değişmiş olabilir.
Optik bir cihaz seçerken yalnız ulaşabildiği en yüksek sayıya bakmak yeterli olmaz. Kullanılacak aralığın hangi bölümünde güvenilir veri gerektiği de belirlenir. Düşük bulanıklığın küçük değişimlerini izlemek ile yoğun parçacık içeren bir akışın genel değişimini izlemek farklı ölçüm ihtiyaçlarıdır. Kaynak ışığının, algılayıcı düzeninin ve veri işleme seçeneğinin bu ihtiyaçla birlikte değerlendirilmesi, cihazın katalogdaki aralığını anlamlı bir kullanım aralığına dönüştürür.
NTU ve FNU aynı ölçümün farklı yazımları değildir
Bulanıklık raporlarında sık görülen NTU, nefelometrik bulanıklık birimini; FNU ise formazin nefelometrik birimini belirtir. USGS’nin raporlama yaklaşımında bu adlar, ışık kaynağı ve algılayıcı düzeni hakkında bilgi taşır. NTU görünür geniş bant ışıkla, FNU ise yakın kızılötesi ışıkla yapılan nefelometrik ölçüm sınıflarıyla ilişkilendirilir. Bu ayrım, birimin yalnız sayıdan sonra yazılan bir kısaltma olmadığını gösterir; sonucun nasıl üretildiğine dair bir işarettir.
Aynı referans süspansiyonunda uyumlu değerler elde edilmesi, doğal bir su örneğinde de bütün cihazların aynı değeri vereceğini garanti etmez. Referansın parçacıkları, çevresel numunedeki parçacıkların tüm özelliklerini temsil etmez. Numunede renk, tane büyüklüğü dağılımı veya parçacıkların yoğunluğu değiştiğinde cihazlar arasındaki ilişki de değişebilir. Bu yüzden NTU ile FNU arasında her numunede geçerli, sabit bir sayısal dönüşüm varmış gibi işlem yapılmamalıdır.
Oranlı veya çok ışınlı düzenler için başka raporlama adları da bulunur. Bu adların tamamını ezberlemekten daha yararlı olan, sonuç belgesinde yöntemin ve cihazın çalışma biçiminin açıklanmasını istemektir. Üretici birimi genel anlamda NTU diye adlandırmış olabilir; yalnız bu etiketten bütün optik düzen çıkarılamaz. Yöntem adı, cihaz modeli, kullanılan ışık ve çalışma seçeneği birlikte incelendiğinde karşılaştırmanın hangi temelde yapılabileceği daha açık olur.
Örneğin iki laboratuvar aynı kaynaktan gelen su için farklı bulanıklık sonuçları bildirdiğinde, ilk adım bunlardan birini yanlış ilan etmek değildir. Numunelerin eşzamanlı ve eşdeğer olup olmadığı kadar, ölçümlerin aynı optik düzeni kullanıp kullanmadığı da araştırılır. Fark, numunenin değişiminden, hazırlama işleminden veya cihazların farklı parçacıklara verdiği yanıttan doğabilir. Bu olasılıkları ayırmadan yalnız rakamları birbirine yaklaştırmak, karşılaştırılabilir veri üretmiş sayılmaz.
Uzun süreli bir izleme çalışmasında yeni bir cihazın devreye girmesi de aynı soruyu doğurur. Eski ve yeni veriyi tek çizgide birleştirmeden önce, iki düzenin çalışma aralığı boyunca aynı sularda nasıl davrandığı değerlendirilmelidir. Sadece tek bir temiz referansta uyum göstermeleri yeterli olmayabilir. Değişen cihazın kimliği ve devreye alındığı tarih kayıtta tutulursa, daha sonra görülen bir basamağın suyun değişiminden mi ölçüm düzeninden mi kaynaklandığı araştırılabilir.
Bu karşılaştırmada iki ayrı soru vardır. İlki, her cihazın kendi yöntemi içinde beklenen biçimde çalışıp çalışmadığıdır; uygun referanslarla yapılan kontroller buna katkı verir. İkincisi, iki cihazın incelenen doğal sularda birbirleriyle nasıl bir ilişki gösterdiğidir. İlk sorunun olumlu yanıtı, ikincisini gereksiz kılmaz. Renkli veya parçacık yapısı değişken suların bulunduğu bir programda, yalnız kolay ölçülen birkaç berrak örnekteki uyuma dayanmak karşılaştırmanın kapsamını dar bırakır. Cihazlar arasındaki ilişkinin gösterildiği numuneler ve koşullar bu nedenle sonuçla birlikte tanımlanmalıdır. Bu, cihazlardan birinin üstünlüğünü ilan etmekten önce verilerin hangi sınırlar içinde birlikte yorumlanabileceğini belirleme işidir.
Parçacık miktarı ile optik yanıtın ilişkisi
Bir parçacık karışımının ışıkla etkileşimi, yalnız içerdiği toplam kütleye bağlı değildir. Tane büyüklüğü, ışığın dalga boyu ve parçacıkların ışığı soğurma özellikleri birlikte rol oynar. Bu nedenle kaba tanelerin baskın olduğu bir numune ile çok ince parçacıkların baskın olduğu bir numune arasında, kütle ölçümü ile bulanıklık ölçümü aynı sıralamayı vermeyebilir. Kütlenin yüksek olması tek başına, seçilmiş optik düzende sonucun aynı oranda yüksek olacağını söylemez.
Parçacık miktarı arttığında ışığın numune içindeki yolu da daha karmaşık hale gelir. Işığın farklı yönlere saçılması veya algılayıcıya ulaşmadan azalması, tek algılayıcılı bir düzenin yanıtını etkileyebilir. Cihazın kalibrasyon aralığının dışına çıkmak bu nedenle yalnız ekranda daha büyük bir sayı görmek değildir. Ölçümün numunedeki değişimi aynı ilişkiyle izlemeyi sürdürüp sürdürmediği sorusunu gündeme getirir. Yüksek aralıklar için geliştirilen farklı optik düzenlerin nedeni de budur.
Bulanıklığı askıda madde derişiminin yerine kullanmak isteniyorsa yerel bir ilişki kurulması gerekir. Aynı su sisteminden alınan uygun eşleştirilmiş numunelerde optik ölçüm ile hedef kütle ölçümü karşılaştırılabilir. Burada hesaplanan ilişki, belirli bir cihazın belirli türdeki sulara verdiği yanıtı temsil eder. Yeni bir su kaynağına, farklı tane yapısına veya değişmiş bir ölçüm düzenine taşındığında geçerli kaldığı ayrıca gösterilmelidir. Bulanıklık verisinin bir tahminde kullanılması, onu doğrudan kütle ölçümüne dönüştürmez.
Aynı dikkat, arıtma öncesi ve sonrası sonuçları yorumlarken de gerekir. Optik yanıtın azalması, seçilmiş ölçüm koşullarında daha düşük bulanıklık elde edildiğini gösterir. Giriş ve çıkıştaki parçacıkların özellikleri değişmişse bu azalmayı aynı yüzdeyle bir kütle giderimi diye adlandırmak için ek veri gerekir. Parçacıkların kimliğine veya mikroorganizmaların canlılığına ilişkin sonuçlar da ayrı ölçümler ister. Bulanıklık, bu soruların her birine tek başına yanıt veren bir toplam değildir.
Tablo 51, birbirine yakın görünen soruların neden farklı ölçümler gerektirdiğini bir araya getirir. Buradaki ayrım uygulamada yararlıdır: Sorunun optik değişimle ilgili olduğu durumda bulanıklık ölçümünü kullanırız; parçacıkların kütlesini, sayısını veya kimliğini aradığımızda ölçümün kapsamını genişletiriz. Bir sonuç satırına taşıyabileceğinden fazla anlam yüklemek yerine, onu hangi ek bilgiyle tamamlayacağımızı belirlemek daha sağlam bir değerlendirme sağlar.
| Sorulan soru | Bulanıklığın katkısı | Gereken ek bilgi |
|---|---|---|
| Optik yanıt değişti mi? | Aynı düzen ve uygun koşullarda değişimi izler. | Yöntem, cihaz ayarı ve ölçüm zamanı. |
| Askıda madde kütlesi ne kadar? | Yerel bir tahmin ilişkisinin girdisi olabilir. | Hedef kütle yöntemi ve eşleştirilmiş veriler. |
| Hangi parçacıklar bulunuyor? | Tek başına bileşenleri ayırmaz. | Soruna uygun kimlik veya bileşim incelemesi. |
| İki cihazın sonuçları eşdeğer mi? | Sayıların yakınlığı başlangıç gözlemidir. | Optik düzen ve ilgili su aralığında karşılaştırma. |
| Su içme için güvenli mi? | Süreç veya dağıtım değişimini araştırmaya yardımcı olur. | İlgili tehlikeler ve güvenlik değerlendirmesi. |
Özgün karşılaştırma; bulanıklık ölçümünün katkısı ile cevap için gereken diğer bilgiler ayrılır. Tablo bir analiz prosedürü değildir.
Ölçüm sırasında değişen numune
Bulanıklık numunesi, kabın içine alındığı anda değişmez bir nesneye dönüşmez. Parçacıklar çökelebilir, yüzeylere tutunabilir veya birbirleriyle ilişkileri değişebilir. Sıcaklık ve pH değişimleri yeni çökeltilerin oluşmasına da yol açabilir. Bu yüzden kaynağında ölçülen suyla, taşındıktan sonra bir küvette ölçülen su arasında fark oluşması mümkündür. Sonucun zaman bilgisi, bulanıklıkta doğrudan ölçülen numunenin durumunu anlatan bir bilgidir.
Tezgâh tipi ölçerde küvet içindeki su çoğunlukla durgundur. İri silt veya kum hızla çökerse ışığın geçtiği bölgedeki parçacık dağılımı ölçüm sürerken değişir. Böyle bir numunede giderek azalan sayı, suyun kaynağında kendiliğinden temizlendiğini göstermeyebilir. Ölçüm kabında gerçekleşen ayrılmayı gösteriyor olabilir. Hızlı çökelmenin bulunduğu örneklerin bu sınırlılık belirtilmeden sıradan, kararlı bir ölçüm gibi raporlanması yanıltıcıdır.
Numuneyi yeniden karıştırmak çöken parçacıkları dağıtabilir; ancak karıştırmanın biçimi de önemlidir. Şiddetli çalkalama hava kabarcıkları oluşturabilir ve başlangıçta ölçülmek istenen optik durumu değiştirebilir. Ölçümden önce parçacıkların temsil edilmesi ile kabarcıkların etkisinin azaltılması birlikte düşünülür. Burada herkese uygulanacak tek bir bekleme süresi vermek uygun değildir. İzlenecek işlem, kullanılan yöntemin ve cihazın tarifine göre seçilir; gözlenen çökelme veya kabarcık sorunu kayıtta belirtilir.
Kaynağın içinde çalışan bir sensör veya uygun akış hücresi, durgun küvetteki çökelme sorununu azaltabilir. Bununla birlikte dinamik ölçüm de otomatik olarak bütün kaynağı temsil etmez. Sensör yalnız bulunduğu yerdeki ve bulunduğu andaki suyu görür. Akışın içinde parçacıklar eşit dağılmıyorsa farklı konumların sonuçları farklı olabilir. Bu yaklaşımın değeri, ölçümü hareketli su koşullarına yaklaştırmasıdır; yer ve zaman seçimini gereksiz kılması değildir.
Akış üzerinden ölçüm yapılırken suyun sensöre hangi yoldan geldiği de dikkate alınır. Numunenin kaynaktan ayrılıp ölçüm noktasına taşınması sırasında durumunun değişmesi, sahadaki sonuçla kapta alınan örneğin sonucunu ayırabilir. Özellikle karşılaştırma yapılacaksa, yerinde ölçüm ile daha sonra yapılan ölçümün aynı numune durumunu temsil ettiği varsayılmamalıdır. Gerekli kayıtlar, bu iki sonucu yan yana koyarken aradaki farkın hangi koşullarda oluştuğunu anlamayı sağlar.
Seyreltme de yalnız bir hacim hesabı olarak görülmemelidir. Numuneye başka su eklenince parçacık dağılımı veya suyun optik özellikleri değişebilir; alınan küçük hacim başlangıçtaki iri parçacıkları yeterince temsil etmeyebilir. Bu nedenle ölçüm aralığını aşan bir sonuç için gelişigüzel seyreltme yapıp cihaz değerini bir katsayıyla çarpmak her durumda güvenilir değildir. Seyreltme gerektiren yöntemlerde, işlemin uygunluğu ve sonuç üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilir.
Benzer biçimde, daha kararlı bir sayı elde etmek için numuneyi önce süzmek veya çökmüş kısmı ayırmak, başlangıçtaki soruyu değiştirebilir. Bütün suyun bulanıklığı araştırılıyorsa parçacıkların bir bölümünü uzaklaştırdıktan sonra yapılan ölçüm aynı numune durumuna ait değildir. Belirli bir işlemden sonraki su ayrıca incelenebilir; bunun adı, amacı ve uygulanan ayırma işlemi açıkça yazılır. Buradaki ayrım bir işlemi yasaklamakla ilgili değildir. Ön işlem görmüş suyun sonucunu, ön işlemden önceki suyun sonucu olarak sunmamaktır. Ölçümü kolaylaştırmak için yapılan her müdahalenin temsil edilen suyu değiştirme olasılığı düşünülmelidir.
13. bölümde numune alma ve taşıma koşulları ayrıntılı olarak ele alınacak. Burada korunması gereken temel ilişki şudur: Bulanıklık, ölçüm anındaki parçacık ve ışık koşullarına duyarlıdır. Kaynağından farklılaşmış bir numunenin çok dikkatli okunması, kaynaktaki eski durumu geri getirmez. Bu nedenle başarılı ölçüm, cihazın doğru çalışması kadar ölçülecek durumun korunmasına ve yapılan değişikliklerin açıkça kaydedilmesine dayanır.
Küvet ve sensör yüzeyinin etkisi
Küvet, numuneyi tutan sıradan bir kap gibi görünse de ışık yolunun içindedir. Dış yüzeyindeki parmak izi, nem veya çizik, ölçülmek istenen suya ait olmayan bir optik etki oluşturabilir. Küvetin her seferinde farklı yönde yerleştirilmesi de arka plan yanıtını değiştirebilir. Bu yüzden uygun temizliğin, yüzey kontrolünün ve cihazın istediği yerleştirme yönünün korunması, özellikle düşük bulanıklıklarda sonucun temel koşullarındandır.
Soğuk bir numune sıcak ve nemli bir ortama getirildiğinde küvetin dışında yoğuşma oluşabilir. Cihazın ışığı hem suyun içinden hem bu yüzeyden geçtiği için dışarıdaki nem de sonucu etkiler. Numuneyi bekletmek dış yüzey sorununu azaltabilir; fakat beklerken numunenin sıcaklığı ve parçacık ilişkileri değişebilir. Bu nedenle yapılacak işlem yalnız küveti daha güzel göstermek amacıyla seçilmez. Yöntemin tarif ettiği koşullar içinde numunenin değişimi de gözetilir.
Sürekli su içinde kalan sensörlerde ise kirlenme zamanla gelişebilir. Biyolojik birikim ışık yolunu kısmen kapatabilir; yüzey hasarı farklı saçılmalara yol açabilir. Sonuç her kirlenmede aynı yönde değişmez: Işığın engellenmesi ile ek saçılma oluşması farklı etkiler yaratabilir. Bu yüzden beklenmedik düşüşler de yükselişler kadar incelenmelidir. Düşük sayı, sensör yüzeyinin temiz ve ölçümün geçerli olduğunun kendi başına kanıtı değildir.
Kontrolün amacı, veriyi istenen değere getirmek değildir; hangi koşulun sinyali değiştirdiğini belirlemektir. Bir temizleme veya kalibrasyon işleminden önceki okuma korunmazsa, işlemin etkisi sonradan ayırt edilemez. USGS’nin bakım öncesi ve sonrası kontrolleri ayrı kaydetme yaklaşımı bu nedenle değerlidir. Aynı mantıkla, sorunlu görülen bir sonuç sessizce silinmek yerine neden araştırmasıyla birlikte ele alınır; düzeltme yapıldıysa dayanağı veriyle ilişkilendirilir.
Tablo 52’deki belirtiler birer kesin tanı değildir. Örneğin değişken bir sinyal hem numunenin doğal hareketinden hem kabarcıklardan etkilenebilir. Tablo, gözlemi hangi kontrol sorusuna dönüştüreceğimizi gösterir. Kaynakta gerçekten değişim varken bunu cihaz hatası saymak da, cihaz yüzeyi kirlenmişken bütün değişimi suya bağlamak da mümkündür. Ölçüm kaydı ile bakım ve numune gözlemlerini aynı zaman çizgisinde tutmak bu iki yanılgıyı azaltır.
| Gözlenen durum | Araştırılabilecek etki | Kayda alınacak kontrol |
|---|---|---|
| Küvette değer zamanla düşüyor. | Ölçüm sırasında çökelme. | İlk okumalar, geçen süre ve görülen parçacık hareketi. |
| Karıştırmadan sonra düzensiz yükseliş var. | Kabarcık veya numunedeki geçici düzensizlik. | Karıştırma biçimi ve kabarcık gözlemi. |
| Soğuk numunede dış yüzey buğulanıyor. | Yoğuşmanın ışık yoluna etkisi. | Yüzey durumu ve uygulanan yöntem adımı. |
| Sensör temizlenince değer değişiyor. | Yüzey birikiminin optik etkisi. | Temizlik öncesi ve sonrası su ve kontrol okumaları. |
| Yeni cihazla seri basamak yapıyor. | Optik düzen veya veri işleme farkı. | Cihaz, çalışma seçeneği ve eşleştirilmiş karşılaştırma. |
Belirtiler olası nedenleri daraltmaya yarar; tek başına neden kanıtı değildir. Özgün kontrol soruları tablosu.
Kalibrasyon ile numune benzerliğini ayırmak
Kalibrasyon, cihazın yanıtını bilinen referanslarla ilişkilendirir. Bulanıklıkta formazin temelli veya uygun başka referans süspansiyonları bu ortaklığı kurmak için kullanılır. Referansın bilinen değeri, cihazın sinyalini bir raporlama ölçeğine bağlar. Ancak doğal sudaki bütün parçacıklar referansın parçacıklarıyla aynı değildir. Bu nedenle kalibrasyonun başarıyla tamamlanması, her numunenin bütün cihazlarda aynı sonucu vereceği anlamına gelmez; önce ölçüm düzeninin kendi referans yanıtını doğrular.
Kalibrasyonda kullanılan malzeme ile ara kontrollerde kullanılan malzemenin görevleri de her zaman aynı değildir. Bazı kontrol malzemeleri cihazın önceki davranışını sürdürüp sürdürmediğini izlemek için uygundur; cihazın yanıtını yeniden ayarlamak için uygun olmayabilir. Kullanılacak malzemenin ilgili cihaz ve yöntemle uyumu bu yüzden kontrol edilir. Etiketinde bulanıklık değeri bulunması, her referansın her cihazda aynı görev için kullanılabileceği anlamına gelmez.
Referans süspansiyonunun kendi durumu da korunmalıdır. Bekleme, uygun olmayan saklama veya yanlış hazırlama sonucunda referans değişmişse cihazı bu malzemeye göre ayarlamak yeni bir hata oluşturabilir. Hazırlama ve son kullanım bilgileri, kullanılan referansın kimliği ve ölçüm aralığı birlikte kaydedilir. Hazır bir standart kullanılması bu kayıt ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Özellikle belirli cihazlara göre hazırlanmış malzemelerde, başka bir ürünün kullanım alışkanlığını aynen aktarmak uygun olmayabilir.
Kalibrasyon aralığı, beklenen numune aralığıyla ilişkili seçilir. Çok düşük bulanıklığı incelemek için hazırlanmış bir ölçümün, yüksek bulanıklıkta aynı yanıtı sürdüreceği ayrıca gösterilmelidir. Tersine, geniş bir aralığı kapsayan cihazın düşük bölgede gereken ayrımı yapabildiği yalnız en yüksek değerinden anlaşılamaz. Kalibrasyon noktaları, cihazın izin verdiği düzen ve araştırmanın amaçladığı aralık birlikte değerlendirilir; bu karar ölçüm planının parçasıdır.
Bir kontrol malzemesinin ölçüm öncesinde uygun değer vermesi yararlıdır; fakat uzun bir seri boyunca cihazın değişmediğini tek başına göstermez. Ölçümlerden sonra yapılan uygun kontroller, arada kayma veya kirlenme oluşup oluşmadığını araştırmaya yardım eder. Bu kontrollerin sonuçları numune sonuçlarıyla birlikte saklandığında, şüpheli bir değişimin hangi zaman aralığında ortaya çıktığı daraltılabilir. Böylece kalibrasyon yalnız başlangıçta tamamlanan bir işlem olmaktan çıkar, verinin izlenebilirliğiyle bağ kurar.
Zaman içindeki değişim ve cihazın gösterdiği değer
Bulanıklık hızlı değişebildiği için cihazın kaç saniyede bir okuduğu ve ekrana neyi yazdığı önem taşır. Ekran anlık bir okumayı, kısa bir aralığın ortalamasını veya başka bir hesap sonucunu gösterebilir. Bazı cihazlar ani sıçramaları azaltan işlem seçenekleri sunar. Bu seçenekler daha sakin görünen bir kayıt oluşturabilir; ancak kısa süreli gerçek değişimlerin görünüşünü de etkileyebilir. Ölçüm sıklığı ile kayıt edilen değerin nasıl hesaplandığı ayrı ayrı bilinmelidir.
Sinyalin ortalamasını almak, dalgalanmaları azaltırken değişime verilen yanıtı yavaşlatabilir. Bu her durumda bir kusur değildir; hangi ayrıntının görülmek istendiğine bağlıdır. Uzun süreli genel eğilimi izlemekle kısa bir bulanıklık artışını yakalamak aynı veri ihtiyacı değildir. Aynı kaynağa bağlanmış iki cihazın farklı yumuşatma seçenekleri kullanması, çizgiler arasında zaman ve büyüklük farkları oluşturabilir. Karşılaştırmada bu seçeneklerin de cihaz kimliği kadar görünür olması gerekir.
Kayıt aralığı ile ortalama alma süresi ayrıca birbirinden ayrılır. Bir cihaz sık aralıklarla ölçüp daha uzun bir sürenin tek özetini saklayabilir; başka bir düzen yalnız belirli anların değerlerini kaydedebilir. İki dosyada aynı sayıda satır bulunması, bu satırların aynı zaman bilgisini taşıdığı anlamına gelmez. Sık gerçekleşen kısa değişimleri incelemek isteyen kişi, saklanan değerin önceki okumaları nasıl birleştirdiğini bilmelidir. Yalnız özetler korunmuşsa bunlardan bütün eski anlık okumalar geri çıkarılamaz. Bu nedenle kayıt seçeneği, ölçüm tamamlandıktan sonra rastgele değiştirilen bir görünüm ayarı olarak ele alınmamalı; hangi zaman ayrıntısının korunacağı baştan belirlenmelidir.
Bir sıçrama görüldüğünde, yalnız grafiği düzleştirmek için o değeri kaldırmak uygun bir değerlendirme değildir. Değerin ölçüm hatasından mı, sensörün çevresinden geçen bir parçacık kümesinden mi, yoksa daha geniş bir su değişiminden mi doğduğunu mevcut kayıtlarla araştırmak gerekir. Numune gözlemi, bakım kaydı ve eşzamanlı ölçümler bu ayrımda yardımcı olabilir. Ham okumaların korunması, hangi veri işleme kararının hangi gözlemi etkilediğinin izlenmesini sağlar.
Örnek hesap 15 — Beş okumadan üç farklı özet
Bütün değerler varsayımsaldır; gerçek su veya tesis verisi değildir.
Aynı cihaz ve değişmeyen ayarlarla eşit zaman aralıklarında kaydedilmiş beş okuma: 0,3; 0,3; 2,8; 0,3; 0,3 NTU.
Yalnız özet istatistiklerin farklılığını göstermek için beş okuma eşit ağırlıklı alınır. Ölçümlerin geçerliliği veya sıçramanın nedeni bu örnekte belirlenmez.
Aritmetik ortalama:
Küçükten büyüğe sıralanan beş değerin ortadaki değeri:
Kayıt dizisinin en yüksek okuması:
Ortalama 0,8 NTU iken en yüksek okuma 2,8 NTU’dur. Ortanca, bu kısa dizideki tek yüksek okumayı göstermez. Her özet farklı bir soruyu yanıtlar.
Bu değerlerden mevzuata uygunluk, sağlık güvenliği veya gerçek bir proses başarısı çıkarılmaz. Örnek, cihazın iç algoritmasını ya da belirli bir yöntemin zorunlu raporlama kuralını temsil etmez.
Sinyal işleme ve özetlerin kapsamı:. Girdiler ve aritmetik özgündür.
Ortalama, ortanca ve en yüksek değer farklı bilgileri özetler. Raporda seçilen istatistiğin hangi okumalara ve zaman aralığına ait olduğu belirtilmelidir; böylece özet, ölçüm dizisinin tamamıyla karıştırılmaz.
Tekrar okumaları da neyin tekrar edildiğine göre yorumlanır. Aynı küvetin yeniden ölçülmesi, aynı şişeden yeni bir kısım alınması ve kaynaktan bağımsız yeni numune toplanması farklı değişkenlikleri kapsar. Bunların hepsini yalnız tekrar sayısı diye bir araya getirmek bilgi kaybettirir. Bulanıklıkta parçacıkların dağılımı ve çökelmesi bu ayrımı özellikle görünür kılar. Bir dizi ölçüm birbirine yakın olsa bile, örneklemenin bütün alanı temsil ettiği bu yakınlıktan tek başına çıkarılamaz.
Bunu varsayımsal bir gözlemle düşünelim: Bir küvetten peş peşe alınan okumalar birbirine yakın, aynı şişeden hazırlanan yeni küvetlerin okumaları ise daha dağınık olsun. İlk dizi, o küvetteki kısa süreli ölçümün yinelenebildiğini düşündürür. İkinci dizi, şişeden ayrılan kısımların birbirine ne kadar benzediğini veya hazırlama işleminin ne kadar tutarlı olduğunu araştırmayı gerektirir. Buradan cihazın kesinlikle kusursuz olduğu ya da numunenin kesinlikle kötü karıştırıldığı sonucu çıkmaz. Fakat tekrar işlemini farklı basamaklarda yapmak, araştırılacak etkiyi daraltır. Bütün farkları tek bir belirsizlik sözcüğünde toplamak yerine hangi basamağın değiştiğini bilmek, bulanıklık verisinin değerlendirilmesini somutlaştırır.
Bulanıklık sonucunu süreç içinde değerlendirmek
Bir içme suyu sisteminde bulanıklık ölçümünün yeri, kaynaktan arıtma çıkışına ve dağıtım sistemine göre değişir. Kaynak suyundaki parçacık değişimi, arıtmanın karşılaşacağı koşulları etkileyebilir. Arıtma sonrasındaki veya dağıtım içindeki beklenmedik artış ise başka bir araştırma sorusu doğurur. WHO rehberi, yetersiz arıtma yanında birikintilerin hareketlenmesini, biyofilm bozulmasını ve şebeke arızalarından kirli su girişini olası nedenler arasında ele alır. Aynı gösterge, bulunduğu noktaya göre farklı süreçlere işaret edebilir.
Bu nedenle bir ölçümün yorumunda önce nerede yapıldığı açıklanır. Ham su sonucu ile arıtılmış su sonucu aynı işletme beklentisine göre değerlendirilmez. Ayrıca farklı noktaların sonuçlarını karşılaştırırken, iki numunenin suyun aynı geçişini veya aynı işletme koşulunu temsil edip etmediği düşünülür. Bulanıklık farkı gözlenebilir; farkın nedenini belirlemek için süreçteki zaman ve yer ilişkisi de kurulmalıdır. Ölçümün sistem içindeki konumu, sayının anlamını tamamlar.
WHO, büyük içme suyu sistemlerinin görünür bulanıklık içermeyen su üretmesini bekler; dezenfeksiyondan önce her zaman 0,5 NTU’ya ve ortalama 0,2 NTU veya altına ulaşabilmeleri gerektiğini belirtir. Bu ifadeler belirli bir süreç ve sistem ölçeği bağlamındadır. Söz konusu değerler, her su için tek bir sağlık sınırı veya Türkiye’deki bütün uygulamalara aktarılabilecek bağımsız bir hukuk kuralı olarak okunmamalıdır. Aynı rehber, kaynakları sınırlı küçük sistemlerde bu düzeylere ulaşmanın daha güç olabileceğini de açıklar.
Bulanıklık değerinin düşük olması, suyun bütün tehlikeler yönünden incelendiği anlamına gelmez; bu ayrım 1. bölümde kurulan güvenlik yaklaşımıyla birlikte okunmalıdır. Buradaki özel katkı, parçacıklarla ilişkili bir optik değişimin uygun hızda fark edilmesidir. Beklenmedik bir artışı sırf görünüm sorunu diye önemsiz saymak da uygun değildir. WHO’nun bu tür şikâyetlerin araştırılmasını istemesi, değişimin dağıtım sistemindeki önemli bir aksaklığa işaret edebilme olasılığıyla ilgilidir.
Uygulamada okunabilir bir bulanıklık kaydı, sonuç ve birimin yanına ölçüm yöntemini, cihazın çalışma seçeneğini, yeri ve zamanı koyar. Numunede çökelme, kabarcık veya seyreltme varsa bunlar görünür kalır; kalibrasyon ve bakım bilgileri gerektiğinde sonuca bağlanabilir. Bu kayıt, her ayrıntıyı okuyucunun önüne yığmak için değil, farklı bir sonucun nedenini daha sonra araştırabilmek için tutulur. Suyun rengi de optik yanıtı etkileyebildiğinden, sonraki alt bölümde görünür değişimin bu bileşenini ayrıca inceleyeceğiz.
12.2 Renk ve görünür değişimler
Rengin anlattığı ve anlatmadığı
Sarımsı görünen bir suyun içinde gözle seçilen hiçbir tanecik bulunmayabilir. Başka bir su ise belirgin bir renk tonu taşımadığı hâlde sütlü bir görünüm kazanabilir. Renk ile bulanıklığı ayrı kaydetmek, bu iki gözlemi aynı nedene bağlama alışkanlığını önler. Bir önceki alt bölümde parçacıkların ışıkla etkileşimini ele aldık. Burada soru, suya rengini veren bileşenlerin ve görünür değişimlerin hangi koşullarda ortaya çıktığıdır.
Renk ölçümü, suyun kimyasal bileşimini tek başına belirleyen bir analiz değildir. Hem’in doğal su kimyası açıklamasında renk, fiziksel bir özellik olarak değerlendirilir; ölçülen renk sayısının buna yol açan organik maddenin miktarıyla doğrudan bağlantısı bulunmadığı özellikle belirtilir. Dolayısıyla aynı renk sonucu, aynı organik madde derişimini veya aynı madde listesini garanti etmez. Görünüşün sayıya çevrilmiş olması, ölçümün kimyasal seçiciliğini kendiliğinden artırmaz.
Bu ayrımın uygulamadaki karşılığı, “su neden sarı?” sorusuyla “renk sonucu kaç?” sorusunu birlikte sormaktır. Birinci soru kaynağı ve oluşum mekanizmasını araştırır; ikinci soru tanımlanmış koşullardaki görünüşü karşılaştırılabilir biçimde ifade etmeyi amaçlar. İkisi birbirini tamamlar. Ancak yalnız ikinci soruya cevap alındığında nedenin de bulunduğunu düşünmek, renk değişiminin arkasındaki doğal organik maddeyi, metal katkısını veya farklı bir kirlenmeyi birbirine karıştırabilir.
Çözünmüş renk ve renkli parçacıklar
Doğal sulardaki sarı ile kahverengi arasındaki tonların önemli bir kaynağı, topraktaki organik maddeden suya geçen bileşenlerdir. WHO, bu bağlamda özellikle hümik ve fülvik maddeleri anar. Bu adları tek bir saf kimyasalın adı gibi okumamak gerekir. Farklı topraklardan, bitki artıklarından ve su ortamlarından gelen organik karışımların bileşimleri aynı değildir. Benzer bir renk tonu, bu karışımların kimyasal olarak özdeş olduğunu göstermeye yetmez.
Hümik ve fülvik adlandırması, organik maddelerin belirli ayırma işlemlerine karşı davranışından doğan bir sınıflamadır. Su kimyasında kullanışlı bir ortak dil sağlar; fakat içindeki her molekülün yapısını açıklamaz. Örneğin bir raporda hümik maddeden söz edilmesi, o sudaki bütün organik karbonun tek özellikte olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle rengin kaynağını açıklayan genel bir sınıf adı ile ayrıntılı bileşen tanımlamasının hangi aşamada birbirinden ayrıldığı bilinmelidir.
Renkli görünüm yalnız bu organik karışımlardan kaynaklanmaz. Demir ve başka metaller, hem su kaynağının doğal özellikleri üzerinden hem de suyun temas ettiği malzemelerden geçerek görünüşü etkileyebilir. Endüstriyel atıkların su kaynağına karışması da olası nedenler arasındadır. Burada yapılacak açıklamanın başlangıcı, tanıdık bir tona hemen bir madde adı vermek değildir. Suyun geçmişteki görünümü ve değişimin ortaya çıktığı koşullar, hangi olasılığın araştırılacağını belirleyen bilgiler sağlar.
Organik renkle metal katkısı aynı suda birlikte de bulunabilir. Hem, doğal organik maddelerin metallerle kompleks oluşturma ve yüzeylere bağlanma davranışlarının, suyun bileşimini yorumlamada önemli olduğunu açıklar. Bu etkileşim nedeniyle ayrı başlıklar altında öğrendiğimiz organik madde ve metal kimyası, gerçek numunede birbirinden bütünüyle bağımsız ilerlemeyebilir. Rengin yalnız tek bir bileşene ait olduğunu varsaymadan yapılan değerlendirme, gözlemi kimyasal bulgularla ilişkilendirmek için daha sağlam bir başlangıçtır.
Renk sonucunun yöntemle birlikte okunması
Raporlarda görülen “görünür renk” ile “gerçek renk” ayrımı, numuneye uygulanan işlemle ilgilidir. EPA’nın 110.2 yönteminde bulanıklık giderilmeden değerlendirilen sonuç görünür renk olarak bildirilir. Yöntemin öngördüğü santrifüj işlemiyle bulanıklık giderildikten sonra karşılaştırılan üst sıvının sonucu ise gerçek renk olarak adlandırılır. Buradaki “gerçek” sözcüğü, önceki gözlemin yanlış olduğunu veya suyun saflaştırıldığını anlatmaz; ölçüm için tanımlanan numune durumunu belirtir.
Aynı yöntemde renk, platin–kobalt standartlarıyla görsel olarak karşılaştırılır; sonuç pH’a bağımlıdır. Yöntemin kapsamı doğal malzemelerden kaynaklanan renk içindir ve yoğun renkli endüstriyel atıkların bulunduğu sulara doğrudan uygulanmaz. Bu nedenle iki rapor karşılaştırılırken yöntem, ön işlem ve pH bilgisi birlikte okunmalıdır. Bu tarihsel yöntem açıklaması, Türkiye’de bugün zorunlu olan analiz yöntemini belirleyen bir mevzuat hükmü olarak kullanılmaz.
Standartla karşılaştırma, suya rengini veren maddenin o standardın kimyasalı olduğu anlamına gelmez. Renk sayısı ortak bir referansa göre bildirilir; doğal numunede platin veya kobalt bulunduğu sonucu buradan çıkarılamaz. Aynı şekilde renk birimini, renkli organik maddenin mg/L cinsinden derişimine çevirmek için genel bir katsayı kullanılamaz. Kimyasal miktar sorusu soruluyorsa, o miktarı gerçekten ölçen ayrı analiz ve onun tanımı gerekir.
Bu noktada önceki bölümdeki toplam göstergelerle kurulan ilişki yararlıdır. Renk, bir suyu izlemeyi ve aynı kapsamda elde edilmiş sonuçları karşılaştırmayı kolaylaştırabilir; fakat hangi bileşenin değiştiğini tek başına açıklamaz. Örneğin aynı kaynaktan gelen iki numunede farklı renk görülmesi, gerçek bir değişimin işareti olabilir. Bu değişimin organik madde, metal veya başka bir bileşenden kaynaklandığını söylemek için, ilgili ek kanıtın da elde edilmesi gerekir.
Demirin ve manganın görünür hâle gelmesi
Bazı yeraltı sularında demir, su ilk çıkarıldığında renk veya bulanıklık oluşturmayan çözünmüş biçimde bulunabilir. Su havayla temas ettiğinde demirin yükseltgenmesi, kırmızımsı kahverengi ürünlerin oluşmasına yol açabilir. Böyle bir değişim, suyun bardakta beklerken başka bir kimyasal duruma geçebileceğini gösterir. Gözlenen kahverengi görünüşün ne zaman ortaya çıktığı bu yüzden önemlidir: musluktan çıkış anındaki görünüm ile bekledikten sonraki görünüm aynı gözlem değildir.
Bu örnekte zaman, yalnız kaydın tarihini gösteren bir ayrıntı olmaktan çıkar; değişimin açıklamasının parçası olur. İlk gözlemde saydam olan suyun daha sonra renklenmesi, başlangıçta demir bulunmadığını kanıtlamaz. Tersine, görünür ürünlerin oluşması demirin farklı bir biçime geçtiğini düşündürebilir. Yine de yalnız bu görünümle kesin tanı konulamaz. Kızıl kahverengi rengin demirle uyumlu olması, suyun bütün bileşiminin veya demirin miktarının gözle belirlendiği anlamına gelmez.
Numunenin beklerken değişmesi laboratuvar yorumunu da etkiler. Hem’in demir açıklaması, çözünmüş demirin yükseltgenip çökelmesiyle numune içindeki dağılımının değişebileceğini gösterir. Bu nedenle gözlenen görünümle analiz edilen numune kesrinin aynı zamana ve aynı duruma ait olup olmadığı önem taşır. 13. bölümde numune alma ve koruma konusuna geçerken bu ilişkiyi ayrıntılandıracağız. Burada gerekli olan, bardakta görünen tortuyla rapordaki “çözünmüş” sonucun farklı soruları yanıtlayabileceğini fark etmektir.
Demirin suya katıldığı yer de değişebilir. Su kaynağındaki doğal demir ile kuyunun veya tesisatın demir içeren malzemelerinden gelen katkı, görünüş bakımından benzer sonuçlar doğurabilir. Hem, kuyu muhafazasının korozyonunun pompalanan suya demir ekleyebildiğini belirtir. Renklenme gözlemi bu iki kaynağı kendi başına ayıramaz. Kaynağın, kuyu yapısının ve sonraki temasların birlikte bilinmesi, aynı görünüşün ardındaki farklı açıklamaları değerlendirmeye yardım eder.
Mangan da benzer biçimde yalnız görünen renkle değerlendirilemez. WHO, çözünmeyen mangan oksitlerinin renklenmeye ve siyah çökeltilere yol açabildiğini, buna karşılık çözünmüş mangan(II)’nin renksiz olduğunu açıklar. Bu farklı biçimler, manganın varlığı ile gözle görünmesi arasında zorunlu bir eşitlik kurulamayacağını gösterir. Bu nedenle siyah birikinti görüldüğünde mangan araştırılabilecek olasılıklardan biridir; hiçbir renk görülmediğinde ise manganın bulunmadığı sonucuna varılamaz.
Borunun içinde biriken ürünün daha sonra suya karışması, rengi o anda gerçekleşen bir olay gibi görünür kılabilir. Bununla birlikte görünen parçacıkların tamamının aynı anda oluşmuş olması gerekmez. WHO, akışın değişmesi veya bozulmasıyla boru içindeki birikintilerin ve biyofilmlerin yerinden oynayabileceğine dikkat çeker. 7. bölümde ele aldığımız şebeke geçmişi burada görünür bir karşılık kazanır: bugünkü renk, suyun geçtiği sistemde daha önce oluşmuş malzemenin taşınmasını da yansıtabilir.
| Gözlem | Araştırılabilecek ilişki | Gözlemin tek başına vermediği bilgi |
|---|---|---|
| Sarımsı veya kahverengi ton | Renkli organik madde ve metal katkısı. | Bileşenlerin kimliği ve derişimi. |
| Bekledikten sonra kızıl kahverengi görünüm | Çözünmüş demirin yükseltgenmesi olasılığı. | Başlangıçta demir bulunmadığı veya tüm rengin demirden geldiği. |
| Siyah çökelti veya birikinti | Mangan oksitleri olasılığı. | Kesin mangan tanısı ve miktarı. |
| Belirgin renk görülmemesi | Görünür renk yönünden sınırlı bir gözlem. | Çözünmüş manganın veya başka maddelerin yokluğu. |
| Akış değişiminden sonra renklenme | Önceden oluşmuş birikintilerin taşınması olasılığı. | Bütün malzemenin o anda oluştuğu. |
Tablo neden tanısı koymaz; gözlem ile bunu açıklayabilecek süreç arasındaki ilişkiyi sınırlarıyla gösterir. Aynı görünümün birden fazla nedeni olabilir.
Beyaz görünümde hava kabarcığı olasılığı
Sütlü beyaz görünümün olası açıklamalarından biri, suyun içindeki çok küçük hava kabarcıklarıdır. USGS, basınç altındaki su musluktan çıkarken çözünmüş havanın ayrılabildiğini ve kısa süreli bulanık görünüm oluşturabildiğini açıklar. Kabarcıklarla ilişkili bu görünüm, saydam bir kapta beklerken alttan yukarı doğru açılabilir. Burada suya beyaz renk veren bir madde eklenmiş olması gerekmez; ışık, su ile hava arasındaki çok sayıdaki küçük sınırdan etkilenmektedir.
Böyle bir gözlem, her beyaz bulanıklığı hava kabarcığı diye adlandırmak için yeterli değildir. USGS’nin açıklaması belirli bir oluşum mekanizmasını ve ona uyan görünüm değişimini tarif eder; bütün numunenin mikrobiyolojik veya kimyasal uygunluğunu değerlendirmez. Beyazlığın kaybolmasını izlemek, yalnız gözlenen bulanıklığın açıklanmasına katkı sağlayabilir. Suyun kullanımıyla ilgili başka bir sorun varsa, bu kısa görünüm gözlemi o sorunun yanıtı yerine geçirilmemelidir.
Renk değeri ve kabul edilebilirlik
WHO’nun renk açıklamasında, bir bardak suda 15 gerçek renk biriminin üzerindeki rengin çoğu kişi tarafından fark edilebildiği ve bunun altındaki düzeylerin çoğu zaman kabul edilebildiği belirtilir. Bu ifade, herkesin aynı noktada renk göreceğini söylemez. Rehberin kabul edilebilirlik çerçevesi, algının kişisel ve yerel koşullarla değiştiğini açıkça korur. Sayı, duyusal bağlamıyla birlikte okunmalıdır; tek başına evrensel bir sağlık eşiğine dönüşmez.
Renk için sağlığa dayalı bir WHO kılavuz değerinin önerilmemiş olması da ayrı bir bilgidir. Rengin kendisine böyle bir değer atanmayışı, renk oluşturan her maddenin sağlığa etkisiz olduğu anlamına gelmez. Neden doğal organik madde olabilir, metal katkısı olabilir veya kaynakta araştırılması gereken başka bir değişiklik olabilir. Sağlık değerlendirmesi, görünüşün adından hareketle değil, belirlenen bileşenler ve bunların ilgili değerlendirme koşulları üzerinden yapılır.
Yüksek doğal organik renkle dezenfeksiyon yan ürünü oluşma eğilimi arasında da ilişki bulunabilir. WHO bu olasılığı renk açıklamasında belirtir. Ancak renk sonucundan belirli bir yan ürünün derişimini hesaplamak veya bütün doğal renkleri aynı tepki potansiyelinde görmek mümkün değildir. Burada renk, araştırılacak kimyasal süreci işaret eden bir bulgu olarak kullanılabilir. Organik maddenin niteliği ve arıtmayla ilişkisi 12.4 numaralı alt bölümde bu görünür işaretin ötesine geçerek ele alınacaktır.
Rengin azalması, hangi soruna müdahale edildiğiyle birlikte değerlendirilmelidir. Suyun görünüşündeki düzelme tüketici açısından değerlidir; fakat görünüşe yol açan mekanizma bilinmeden bu düzelmeyi bütün sorunların giderilmesi diye yorumlamak eksik kalır. WHO, görünüm ve tat–koku sorunlarında uygun işlemin nedene göre seçilmesini ve mevcut arıtmanın işletilmesinin gözden geçirilmesini öngörür. Bu bölümde öğrenilen ayrımlar, ileride arıtma seçeneklerini yalnız berrak bir çıkış görüntüsüne göre karşılaştırmamak için temel oluşturur.
Görünür değişimi anlatırken kullanılan sözcüklerin açıklığı, teknik değerlendirmeye doğrudan katkı sağlar. “Su bozuldu” ifadesi bir memnuniyetsizliği aktarır; “ilk çıktığında saydam, bekledikten sonra kızıl kahverengi” ifadesi ise değişimin niteliğini ve zamanını da taşır. Böyle bir tarif tek başına analiz değildir, fakat hangi mekanizmanın araştırılacağını daraltmaya yardımcı olur. Rengin nedenini bilmediğimiz yerde gözlemi doğru tarif etmek, erken bir madde adı koymaktan daha çok bilgi korur.
12.3 Tat ve kokunun olası kaynakları
Duyusal tarif ile nedenin belirlenmesi
Bir suya “topraksı”, “metalimsi” veya “klor kokulu” denmesi, başlangıçta bir algının tarifidir. Bu sözcükler hangi bileşenlerin araştırılabileceğine ilişkin ipucu verebilir, ancak bir laboratuvar sonucu kadar seçici değildir. Aynı duyusal tarifin farklı nedenlerle kullanılabilmesi, algıyı değersiz kılmaz; kayda geçirilirken yorumla karıştırılmamasını gerektirir. Amaç, tüketicinin fark ettiği değişimi korumak ve bunun kimyasal ya da biyolojik açıklamasını ayrı kanıtlarla aramaktır.
Bu inceleme, kaynağı belirsiz veya sorunlu olduğu düşünülen suyu tadarak tanımaya çalışma önerisi değildir. WHO, ani ya da belirgin tat–koku değişikliklerinin nedeninin araştırılmasını ve uygun sağlık makamlarına danışılmasını vurgular. Kitapta duyusal ifadelerin kullanılması, güvenliği bilinmeyen numunelerin ağız yoluyla sınanmasını gerektirmez. Kullanıcının zaten fark ettiği koku veya önceki kullanıma ilişkin tat tarifi, değerlendirmeye aktarılabilir; sonraki inceleme uygun analiz ve yetkili değerlendirmeyle yürütülür.
Tat ve kokunun kaynağı suyun yolculuğunun farklı aşamalarında bulunabilir. Doğal inorganik veya organik bileşenler, su ortamındaki canlıların oluşturduğu maddeler, dışarıdan karışan sentetik kimyasallar, korozyon ve arıtma koşulları bu kaynaklar arasındadır. Depolama ve dağıtım sırasında gelişen mikrobiyal etkinlik de görünüşü değişmeyen bir suyun duyusal özelliklerini etkileyebilir. Böylece sorun, yalnız suyun alındığı kaynağa bakılarak her zaman açıklanamayabilir.
Algılama eşiği bir sağlık sınırı değildir
Bir maddenin fark edilmeye başladığı derişime ilişkin duyusal eşik, belirli gözlem koşullarında elde edilmiş bir bilgidir. WHO, aynı maddenin daha düşük veya daha yüksek düzeylerde farklı kişilerce algılanabileceğini; alışılan suyun özellikleriyle sosyal, çevresel ve kültürel koşulların kabulü etkileyebildiğini belirtir. Bu yüzden bir kişinin rahatsızlık bildirmesiyle başka bir kişinin hiçbir şey fark etmemesi birbirini mutlaka çürütmez. İki gözlem de kendi koşullarıyla kaydedilebilir.
Burada en az üç ayrı soru vardır: madde fark ediliyor mu, su beğeniliyor mu ve bulunan derişim sağlık bakımından nasıl değerlendiriliyor? Bir kokunun fark edilmesi, onun herkesçe reddedildiği anlamına gelmez; reddedilmesi de tek başına sağlık etkisinin büyüklüğünü göstermez. WHO’nun kabul edilebilirlik değerlendirmeleri, bu soruların aynı sayıya indirgenemeyeceğini ortaya koyar. Duyusal eşik ve sağlığa dayalı kılavuz değer aynı belgede bulunabilir, fakat farklı amaçlara hizmet eder.
Bazı maddeler sağlık açısından önem taşıyan derişimlerden daha düşük düzeylerde rahatsız edici tat veya koku oluşturabilir. Bu durumda duyusal değişim erken fark edilebilir; ancak bu özellik bütün maddelere genellenemez. Ayrıca algılama yeteneğinin kişiden kişiye değişmesi, duyusal reddi herkes için güvenilir bir koruma sınırı hâline getirmez. Maddeye özgü değerlendirmeyi bilmeden “kokuyorsa tehlikelidir” veya “kokmuyorsa sorun yoktur” şeklinde genel bir kural kurmak bu nedenle doğru olmaz.
Klor bu ayrımın anlaşılabildiği örneklerden biridir. WHO, insanların bir bölümünün içme suyundaki kloru sağlığa dayalı kılavuz değerin altında fark edebildiğini belirtir. Dolayısıyla klor kokusunun algılanması doğrudan fazla doz tanısı değildir. Öte yandan kokunun zayıf algılanması da istenen dezenfeksiyon koşullarının sağlandığının kanıtı sayılamaz. Bir işletme sonucunu değerlendirmek için ilgili ölçüm gerekir; burun, serbest klor veya toplam klor analizi yapan bir cihazın yerine geçmez.
Sayıların yanında yer alan koşullar, duyusal eşiklerin yorumunda özellikle önem kazanır. Örneğin WHO’nun klorür açıklaması, tadın birlikte bulunan katyona bağlı olduğunu; sodyum açıklaması ise eşlik eden anyonla sıcaklığın etkisini belirtir. “Tuzlu tat” ifadesini tek bir iyona veya sabit bir toplam çözünmüş madde değerine bağlamak bu bilgiyi kaybettirir. 10. bölümde toplamlarla bileşenleri ayırmıştık; burada aynı ayrım, tadın kimyasal açıklamasında karşılığını bulur.
Dezenfeksiyonla ilişkili koku neden değişebilir
Klorlama ve kloraminleme aynı duyusal sonucu veren işlemler olarak düşünülmemelidir. Klorun amonyakla tepkimesi farklı kloramin türlerini oluşturabilir. WHO, kloraminleme yapılan sistemlerde yararlı dezenfektan olarak monokloraminin kullanıldığını, dikloramin ve trikloramin oluşumunun ise sınırlandırılmasının amaçlandığını açıklar. Bu türlerin tat ve koku özellikleri aynı değildir. Dolayısıyla aynı genel “klor” sözcüğüyle anlatılan şikâyetlerin altında farklı kimyasal durumlar bulunabilir.
Bu tür ayrımı, kokuyu yalnız kullanılan dezenfektanın toplam miktarıyla açıklamanın neden yetersiz olabileceğini gösterir. İşletme koşulları, öncü bileşenler ve oluşan kimyasal türler birlikte önem taşır. Koku sorununu azaltmak için süreci rastgele değiştirmek, asıl mekanizmayı çözmeyebilir. WHO’nun yaklaşımı, dezenfektanlarla ilişkili tat ve kokunun kontrollü işletme ve öncü maddelerin giderilmesiyle ele alınmasıdır. Burada belirli bir doz veya bütün sistemlere uyacak işletme reçetesi verilmemektedir.
Koku ile işlem arasındaki ilişkinin bir başka yönü de dönüşüm ürünleridir. WHO, bazı klorofenollerin düşük tat ve koku eşiklerine sahip olduğunu ve dağıtım sistemindeki mikroorganizmaların bunları daha düşük koku eşikli klorlu anizollere dönüştürebildiğini bildirir. Bu örnek, suya başlangıçta giren bileşen ile sonradan algılanan kokuya katkıda bulunan bileşenin aynı olmak zorunda olmadığını gösterir. Şikâyetin geçtiği yer kadar suyun sistemdeki değişimi de açıklamanın parçasıdır.
Bu nedenle bir suyun daha önce kokmuyor olması, aynı kaynaktan gelen suyun ileride hiçbir duyusal değişim göstermeyeceğini garanti etmez. Arıtma veya dağıtım koşullarındaki değişiklikler, daha önce önemsiz görünen bir bileşenin farklı ürünler oluşturmasına ya da sistemdeki birikintilerin taşınmasına yol açabilir. İnceleme sırasında geçmişteki su kalitesi bilgisi yararlıdır, fakat güncel durumun yerine geçmez. Özellikle yeni başlayan şikâyet, kendi zamanındaki işletme koşullarıyla ilişkilendirilmelidir.
Topraksı ve küflü kokuların biyolojik bağlamı
Topraksı veya küflü diye tarif edilen kokuların olası kaynakları arasında geosmin ve 2-metilizoborneol bulunur. WHO, bu maddelerin yalnız tek bir canlı grubuyla ilişkilendirilmemesi gerektiğini gösteren örnekler verir: aktinomisetler ve mantarlar bunları oluşturabildiği gibi, bazı siyanobakteriler ve algler de üretebilir. Dolayısıyla duyusal tariften doğrudan tek bir organizmanın adına gitmek mümkün değildir. Kimyasal bileşenin belirlenmesi ve onun kaynağının araştırılması birbirini izleyen ayrı sorulardır.
Böyle bir koku yalnız ham su kaynağında oluşmuş olmak zorunda değildir. WHO, bazı organizmaların dağıtım sistemindeki uygun olmayan malzemelerde de gelişebildiğini ve tat–koku bileşenleri üretebildiğini belirtir. Bu bilgi, sorunun her durumda yalnız göl veya baraj koşullarına bağlanamayacağını açıklar. Bina içindeki veya şebekedeki bir değişim araştırılırken suyun temas ettiği malzemelerin ve dağıtım koşullarının hesaba katılması, olası oluşum yerlerinin gereksiz yere daraltılmasını önler.
Kokunun biyolojik bir bileşenle açıklanması, sağlıkla ilgili bütün soruların da yanıtlandığı anlamına gelmez. Özellikle siyanobakteriler söz konusu olduğunda koku oluşturan maddelerle siyanotoksinler ayrı değerlendirilir. WHO, bunların üretimleri arasında güvenilir bir eşleştirme kurulamayacağını belirtir. Bu nedenle geosmin veya 2-metilizoborneolün varlığı, toksinin varlığını ya da miktarını gösteren bir ölçüm olarak kullanılamaz. Alg ve organik madde ilişkileri bir sonraki alt bölümde bu ayrım korunarak ele alınacaktır.
Kükürtlü metalimsi ve tuzlu tarifler
Çürük yumurtayı andıran koku, hidrojen sülfürle ilişkilendirilen bilinen bir tariftir. WHO, bu kokunun bazı yeraltı sularında ve dağıtım sisteminde bekleyen suda görülebileceğini; oksijenin tükenmesi ve sülfatın bakteriyel süreçlerle indirgenmesinin açıklamalardan biri olduğunu belirtir. Burada koku, suyun bulunduğu ortamın kimyasal ve biyolojik koşulları hakkında araştırılabilir bir ipucu verir. Ancak yalnız bu tariften bütün sülfür türlerinin miktarını veya sorunun oluştuğu noktayı belirlemek mümkün değildir.
Hidrojen sülfürün davranışı, oksijenle veya dezenfeksiyon koşullarıyla değişebilir. WHO, iyi havalandırılmış ya da klorlanmış suda sülfürün sülfata yükseltgenebildiğini açıklar. Bu yüzden aynı suyun farklı aşamalarda farklı yoğunlukta kokması, incelemenin nerede ve ne zaman yapıldığını önemli kılar. Duyusal görünümdeki azalmayı yorumlarken hangi dönüşümün gerçekleştiği ve ilgili sorunun nasıl kontrol edildiği de bilinmelidir; yalnız kokunun kaybolması üzerinden bütün suya ilişkin sonuç kurulmaz.
Metalimsi veya buruk diye anlatılan tatlarda da benzer bir dikkat gerekir. WHO’nun kabul edilebilirlik bölümünde demir, bakır ve çinko farklı özelliklerle ele alınır. Bu maddelerin suya katılma yolları ve duyusal etkileri aynı değildir. Bir kişinin metalimsi olarak tarif ettiği tadı doğrudan “demir var” sonucuna çevirmek, bakır gibi başka olasılıkları ya da suyun daha geniş bileşimini gözden kaçırabilir. Tarif, uygun analiz için bir başlangıç olabilir; seçici metal ölçümü yerine kullanılamaz.
Tuzlu, acı veya buruk gibi sözcükler de her zaman tek bileşenli karşılıklar taşımaz. Klorürün tadında birlikte bulunan katyonun, sülfatın duyusal etkisinde ise ilgili tuzun kimliğinin önemli olması bu durumu açıklar. Bir iyonun derişimi bilinse bile, karışımın bütün duyusal özellikleri aynı sayıyla tarif edilemez. Bu nedenle iki suyun aynı toplam çözünmüş madde değerinde farklı tadabilmesi, ilk bakışta bir çelişki gibi görünse de bileşim bilgisiyle birlikte değerlendirildiğinde anlaşılır hâle gelir.
Petrol ve kimyasal kokularda karışım sorunu
Petrol ürünleriyle ilişkili kokular, bir karışımın algılanması açısından özellikle öğreticidir. WHO, düşük molekül ağırlıklı bazı hidrokarbonların düşük koku eşiklerine sahip olduğunu ve kimi alkilbenzenlerin dizeli andıran rahatsız edici kokular oluşturabildiğini bildirir. Ayrıca bazı aromatik hidrokarbon karışımlarının tat eşiğinin, tek tek maddeler için bildirilen eşiklerden daha düşük olabildiğini belirtir. Böylece karışımın duyusal etkisi, bileşenlerin ayrı ayrı özelliklerinden basitçe okunamaz.
Bu bilgi, kokunun şiddetinden toplam kirletici miktarı çıkarmayı da sınırlar. Hangi maddelerin bulunduğu bilinmiyorsa, “çok az kokuyor” ifadesini düşük sağlık riskiyle eşitlemek için yeterli dayanak yoktur. Öte yandan güçlü koku da her bileşenin aynı derecede yüksek derişimde bulunduğunu göstermez. Belirgin veya ani kimyasal koku değişiminde, incelemenin amacı kokuyu bir isimle etiketleyip bitirmek değil, kaynağı ve ilgili maddeleri uygun yöntemlerle belirlemektir.
| Duyusal tarif | Kaynaklarda ele alınan olasılıklar | Yorumun sınırı |
|---|---|---|
| Kloru andıran | Klor, farklı kloramin türleri ve işletme koşulları. | Kokudan serbest klor veya doz sonucu çıkarılmaz. |
| Topraksı veya küflü | Geosmin ve 2-metilizoborneol; farklı biyolojik üreticiler. | Tek organizmayı veya siyanotoksin düzeyini belirlemez. |
| Çürük yumurtayı andıran | Hidrojen sülfür ve onu oluşturan ortam koşulları. | Oluşum yeri veya derişim yalnız kokudan bilinmez. |
| Metalimsi veya buruk | Demir, bakır, çinko gibi bileşenlerin olası etkileri. | Duyusal sözcük seçici metal analizi değildir. |
| Tuzlu veya acı | İyon bileşimi ve birlikte bulunan iyonlar. | Tek iyona veya tek TDS değerine bağlanamaz. |
| Petrolü veya dizeli andıran | Bazı hidrokarbonlar ve bunların karışımları. | Koku şiddeti güvenilir bir sağlık riski ölçeği değildir. |
Bunlar tanı ölçütleri değil, kaynaklarda açıklanan ilişkileri karşılaştıran örneklerdir. Tablo güvenliği bilinmeyen suyu tatmayı veya koklamak için yoğun biçimde solumayı önermez.
Aynı suyun farklı değerlendirilmesi
Varsayımsal bir karşılaştırmada, uzun süredir aynı suyu kullanan kişi hafif klor kokusunu olağan bulurken yeni bir kullanıcı bunu belirgin bir değişiklik gibi anlatabilir. Bu örnek gerçek bir tüketici araştırması değildir; alışkanlığın kabul üzerindeki etkisini görünür kılmak içindir. İki kişinin farklı değerlendirmesi, ölçüm sonucunun farklı olması gerektiğini göstermez. Duyusal kayıtta hem algılanan özellik hem de bunun kişinin alıştığı suya göre nasıl değiştiği belirtildiğinde bilgi daha anlaşılır olur.
Sıcaklık da duyusal karşılaştırmayı etkileyen koşullar arasındadır. 9. bölümde ölçüm ve sistem davranışı bakımından ele aldığımız bu değişken, burada suyun beğenilmesi ve bazı bileşenlerin algılanması yönünden önem taşır. WHO, serin suyun genel olarak daha kabul edilebilir bulunduğunu ve sıcaklığın çeşitli bileşenlerin tat etkisini değiştirebildiğini belirtir. Bu nedenle farklı sıcaklıklarda değerlendirilmiş iki su için yalnız “birinin tadı daha belirgin” demek, koşulları tamamlanmış bir karşılaştırma oluşturmaz.
Duyusal şikâyetler, yalnız bireysel tercihe indirgenerek göz ardı edilmemelidir. WHO’nun kabul edilebilirlik çerçevesinde suyun görünüşü, tadı ve kokusu, tüketicinin su tedarikine duyduğu güveni etkiler. Kabul edilmeyen su yerine görünüşü daha hoş fakat güvenliği daha az bilinen bir kaynağın seçilmesi de mümkündür. Bu nedenle bir değişikliğin nedenini açıklamak ve uygun değerlendirmeyi paylaşmak, teknik işletmenin yanında hizmetin anlaşılabilirliği açısından da önem taşır.
Bununla birlikte bütün duyusal sorunlar için aynı arıtma çözümü önerilemez. WHO, bazı organik tat–koku bileşenleriyle hidrojen sülfür gibi maddelerde yararlı olabilecek işlemleri ayrı ele alırken, dezenfektan kaynaklı sorunlarda süreç kontrolünü öne çıkarır. Bir cihazın kokuyu azaltabilmesi, her olası nedeni giderebildiğini veya bütün kullanım koşullarında aynı sonucu vereceğini göstermez. Arıtma seçiminin dayanağı, tarif edilen kokunun yanında doğrulanmış neden ve hedeflenen bileşen olmalıdır.
Tat ve kokuyu anlamanın katkısı, algıyı kimyasal bir kesinliğe dönüştürmekte değil, araştırılacak soruyu daha iyi kurmaktadır. Hangi tarifin yapıldığı, değişimin yeni olup olmadığı ve suyun hangi aşamasında ortaya çıktığı kayda geçirildiğinde inceleme için somut bir başlangıç elde edilir. Bir sonraki alt bölüm, biyolojik etkinlik ve organik maddenin bu değişimlerdeki rolünü genişletecek; ardından duyusal bir değişimde değerlendirme sırasını bütün bu ayrımları birlikte kullanarak ele alacağız.
12.4 Alg ve organik madde ilişkileri
Bir hücre topluluğunun suya bıraktıkları
Bir rezervuarda çoğalan canlıların su kalitesine etkisi, yalnız gözle görülen yeşil tabakayla sınırlı kalmaz. Suyun içinde taşınan hücreler, bu hücrelerin içerdiği maddeler ve suya geçmiş çözünmüş bileşikler farklı sorunlar oluşturabilir. Hücre yoğunluğu arttığında parçacık yükü ve arıtmanın karşılaştığı organik yük de değişebilir; bazı ürünler renk, tat veya kokuya katkıda bulunur. Bu nedenle biyolojik gelişimi değerlendirirken önce neyin gözlendiğini ayırmak gerekir: canlıların kendisi mi, oluşturdukları görünüm mü, yoksa belirli bir kimyasal ürün mü?
Fitoplankton, su içinde bulunan fotosentetik canlıların ele alındığı bir topluluktur; siyanobakteriler ile ökaryotik algler bu bağlamda birlikte anılabilir. Ancak aynı üst başlık altında bulunmaları, biyolojik özelliklerinin ve ürettikleri maddelerin aynı olduğu anlamına gelmez. Siyanobakteriler, fotosentez yapan bakterilerdir. Gündelik dilde kullanılan mavi yeşil alg adı tarihsel bir adlandırmadır; bütün siyanobakterilerin mavi yeşil görünmesi de beklenmez. Farklı pigmentler nedeniyle sarımsı, kahverengimsi veya kırmızımsı görünümler oluşabilir.
Bu ayrım bir adlandırma ayrıntısından fazlasıdır. Bir fotoğrafta görülen renk, topluluğun türünü ve kimyasal üretimini çözmez. Siyanobakterilerin bir bölümü tek hücreler, bir bölümü iplikler veya koloniler halinde bulunabilir; bazıları yüzeylerde örtüler oluşturur. Mikroskopla incelenen bir numune, bu yapıların kimliği hakkında gözle bakmaktan daha fazla bilgi verir. Buna karşılık mikroskobik tanımlama ile numunedeki belirli toksinin miktarı farklı sorulardır. Biyolojik incelemenin sonucu, henüz yapılmamış kimyasal analizin yerine geçirilmemelidir.
Su yüzeyinde birikim bulunması, su kütlesinin her yerinde aynı yoğunluğun bulunduğunu göstermez. Bazı planktonik siyanobakteriler yüzebilirliklerini düzenleyerek yüzeyde ya da sıcaklık tabakaları arasındaki bölgede birikebilir. Başka topluluklar karışan su tabakasında daha dağınık bulunur. Böylece aynı rezervuarın kıyısı, açık suyu ve su alma noktasındaki görünüm farklı olabilir. İçme suyu bakımından kritik soru yalnız gölün nasıl göründüğü değildir; hücrelerin ve ilgili maddelerin su alma noktasına hangi koşullarda ulaşabildiğidir.
Gelişme koşullarını tek bir nedene bağlamamak
6. bölümde yüzey suyu kaynağının çevresiyle ilişkisi ele alınmıştı. Burada o ilişkinin duyusal sonuçlarına odaklanabiliriz. Planktonik siyanobakterilerin çoğalmasında yeterli besin maddeleri, sıcak hava ve düşük türbülans gibi koşullar birlikte etkili olabilir. Fosfor ve azotun bulunması, bütün göllerin aynı anda ve aynı türlerle gelişme göstereceği anlamına gelmez. Koşulların hangi topluluğa avantaj sağladığı ve suyun nasıl hareket ettiği de önemlidir. Tek bir sıcaklık gözleminden kesin bir çiçeklenme takvimi çıkarılamaz.
Üstelik suyun berrak olması, yüzeylere bağlı bütün siyanobakteri gelişimlerini dışlamaz. WHO, tabanda veya başka yüzeylerde gelişen bazı toplulukların, planktonik çiçeklenmelerden farklı olarak berrak ve daha düşük besin düzeyli sularda bulunabildiğini belirtir. Dolayısıyla rezervuarı yalnız su yüzeyinin yeşilliğine göre değerlendirmek, farklı yaşam biçimlerini gözden kaçırabilir. Buradan her berrak suyun aynı tehlikeyi taşıdığı sonucu da çıkmaz. İncelemenin kapsamı, ilgili su kaynağında gerçekten bulunabilecek topluluklara ve suyun alınış biçimine göre belirlenir.
Besin girdisinin kontrolü uzun süreli kaynak yönetiminin bir parçasıdır. Havzadan gelen yüklerle birlikte, bazı koşullarda çökeltilerden suya dönen besinler de önem kazanabilir. Akış, su seviyesi veya oksijen koşulları değiştiğinde geçmişte birikmiş maddeler yeniden etkili olabilir. Bu durum, yakın zamanda yüzeyde görünür bir kirletici girişi bulunmamasına rağmen gelişme yaşanabilmesini anlamaya yardım eder. Güncel görünüm, su kaynağının önceki birikimini ve o birikimin hareketlenme koşullarını tek başına göstermez.
Kaynak yönetimiyle elde edilecek düzelme ile o günkü içme suyu kararının zaman ölçekleri de farklıdır. Besin yüklerinin azaltılmasının etkisi zaman alabilir; bu sırada su alma, izleme ve arıtma bakımından kısa süreli önlemler gerekebilir. WHO’nun yaklaşımı, uzun süreli önlem beklenirken ortaya çıkan gelişmenin izlenmesini ve koşullar değiştikçe incelemenin artırılmasını içerir. Bir rezervuarın iyileştirme programına alınmış olması, her günkü suyun değerlendirmesinin tamamlandığını göstermez; o günün verileri ayrıca gerekir.
Koku üreten maddeler ile toksinleri ayırmak
Önceki alt bölümde geosmin ve 2-metilizoborneolün koku kaynağını tek başına tanımlamadığı görülmüştü. Biyolojik gelişme incelenirken bu ayrım, hangi canlıların bulunduğunu ve hangi ürünlerin ölçüldüğünü ayrı ayrı kaydetmeyi gerektirir.
Koku bileşiği ile siyanotoksinin aynı gösterge sayılmaması, izleme verilerinin yorumunda da belirleyicidir. Burada soru, duyusal değişimin belirli bir su kaynağında toksin ölçümleriyle ne ölçüde birlikte değiştiğidir.
Bu ayrımın sahada da karşılığı vardır. USGS’nin Kansas’taki Cheney Rezervuarı için yayımladığı 2001–2016 dönemini kapsayan araştırmanın resmî özetinde, mikrosistinin tat ve koku bileşikleri bulunmadan da saptandığı bildirilir. Aynı çalışmada siyanobakteri bolluğu ile mikrosistin ve geosmin derişimleri arasındaki ilişkilerin zayıf olduğu belirtilir. Bu yerel sonuç, bütün su kaynaklarına taşınacak sabit bir oran vermez; koku ile toksini birbirinin yerine koymanın neden güvenilir olmadığını gösteren bir araştırma örneğidir.
Aynı araştırmanın özeti, geosmin için kurulan eski tahmin modellerinin zaman içindeki değişimleri her dönemde aynı başarıyla açıklamadığını da bildirir. Bu bulgu, bir su kaynağında geçmiş verilerle kurulmuş ilişkinin yeni koşullarda yeniden değerlendirilmesinin önemini gösterir. Kaynak suyunda kullanılan bir erken uyarı modeli, yalnız yıllar önce uygun bulunduğu için sürekli geçerli kabul edilmez. Burada verilen bilgi araştırma özetinin kapsamındadır; çalışmanın modelleri veya katsayıları başka bir rezervuara aktarılmamaktadır.
Gözlenen biyokütle ile ölçülen toksin arasında da değişmeyen bir katsayı bulunduğu varsayılmamalıdır. Topluluğun bileşimi ve hücrelerin toksin içeriği farklılaştıkça aynı görünür yoğunluk farklı sonuçlarla ilişkili olabilir. WHO, biyokütle göstergelerinin yerel toksin ölçümleriyle dönem dönem ilişkilendirilmesini ve gelişme sırasında uygun toksin analizinin yapılmasını önerir. Böyle bir ilişkilendirme bir defa kurulup her koşula taşınan dönüşüm değildir. Amacı, işletmenin erken uyarı göstergesinin araştırdığı tehlikeyi o su kaynağında ne ölçüde temsil ettiğini sınamaktır.
Klorofil a, hücre sayısı, biyohacim veya uygun floresans ölçümleri bu nedenle farklı bilgi türleri sunar. Bunların herhangi birini izlemek, bütün siyanotoksinlerin ayrı ayrı ölçülmüş olduğu anlamına gelmez. Bir gösterge topluluğun artışını izlemeye elverişli olabilir; belirli bir toksinin miktarı sorulduğunda ise hedefe uygun kimyasal inceleme gerekir. WHO, yerel olarak başka göstergelerin de kullanılabileceğini belirtirken bunların yeterliliğinin kontrol edilmesi koşulunu korur. Sadece cihazın sürekli veri üretmesi bu koşulu ortadan kaldırmaz.
Hücre içi yük ile çözünmüş yükün farklı davranışı
Bir kimyasal ürünün hücreyle birlikte mi taşındığı, yoksa suyun çözünmüş bölümünde mi bulunduğu, incelenen soruyu değiştirir. WHO, bazı siyanotoksin gruplarının ağırlıklı olarak hücre içinde bulunduğunu; silindrospermopsinlerin ise önemli bir bölümünün suya salınabildiğini açıklar. Bu özellik bütün türlere ve bütün koşullara aynı yüzdeyle uygulanmaz. Numune raporunda yalnız toplam ya da yalnız çözünmüş bölümün ölçülmesi, yorumun kapsamını değiştirir. Hangi bölümün ölçüldüğü bilinmeden sonuçların aynı şeyi anlattığı kabul edilemez.
Parçacıkların uzaklaştırılmasına yönelik bir işlem hücrelerin tutulmasını sağlayabilirken, suya geçmiş bileşiklerin değerlendirilmesi ayrı kalabilir. Ayrıca hücrenin parçalanması, içerdiği maddelerin suya geçmesi bakımından önemlidir. WHO, hücreleri ve hücreye bağlı toksinleri uzaklaştıran işlemlerin uygun biçimde işletilmesini ve hücre hasarıyla salınıma dikkat edilmesini vurgular. Burada çıkarılacak ders, bir cihazın adından sonuç tahmin etmek değildir. Hangi hedefin, hangi biçimde bulunduğunu ve işlem sonrasında hangi ölçümle kontrol edildiğini sormaktır.
| İncelenen öğe | Gösterdiği ilişki | Yerine geçmediği bilgi |
|---|---|---|
| Hücre veya biyokütle | Canlı topluluğun varlığı ve miktarındaki değişim. | Belirli toksinin doğrudan derişimi. |
| Klorofil veya uygun floresans | Yöntem koşullarında biyokütleye ilişkin gösterge. | Her türün ve toksinin ayrı ölçümü. |
| Geosmin veya 2-metilizoborneol | İlgili tat ve koku bileşiğinin varlığı. | Siyanotoksin varlığı veya yokluğu. |
| Toplam ya da çözünmüş toksin | Tanımlanmış hedef ve numune bölümündeki sonuç. | Ölçülmemiş toksinler ve diğer tehlikeler. |
| Renk ve bulanıklık değişimi | Duyusal veya optik değişim işareti. | Biyolojik türün kesin tanısı. |
Karşılaştırma, ölçümlerin birbirini tamamladığı soruları ayırır. Yerel uyarı eşikleri veya arıtma tasarımı vermez.
Bir çiçeklenme gerilediğinde de aynı ayrım önemini korur. Görünen hücrelerin azalması, suya daha önce salınmış bütün ürünlerin aynı anda kaybolduğu anlamına gelmez. WHO özellikle çözünmüş silindrospermopsin bölümünün, onu üreten siyanobakteriler ortadan kaybolduktan sonra da suda kalabildiğini belirtir. Bu nedenle yalnız biyokütle göstergesine bakarak izlemeyi sonlandırmak bazı durumlarda yetersiz olabilir. İşletmenin değerlendirmesi, önceki olayda hangi maddelerin araştırıldığını ve bu maddelerin hangi bölümde bulunduğunu dikkate almalıdır.
Varsayımsal bir izleme durumunda hücre göstergesinin azaldığını, buna karşılık incelenen çözünmüş ürünün henüz aynı ölçüde azalmadığını düşünelim. Bu iki sonuç birbirini zorunlu olarak çürütmez; farklı bölümlerin farklı zamanlarda değişmesini gösterebilir. İlk soru ölçümlerin kapsamının aynı olup olmadığıdır. Ardından her birinin olayın hangi bölümünü temsil ettiği incelenir. Gerçek veri içermeyen bu örnek, görünür düzelmeyle bütün kimyasal hedeflerin düzelmesini aynı sonuca bağlamadan okumayı öğretir.
Benzer biçimde arıtılmış suyun görünümünün düzelmesi, belirli bir çözünmüş ürünün uzaklaştırıldığını kendiliğinden göstermez. Bunun kanıtı, işlem sonrasında hedefin uygun biçimde ölçülmesiyle sağlanır. Kaynak suyu ile ürün suyu aynı raporun iki satırı olsa bile aynı işlevi taşımaz: ilki tesise gelen yükü, ikincisi tüketiciye verilecek suyun incelenen özelliğini anlatır. Bu ayrımı korumak, ham sudaki iyileşmeyi ürünün sonucu sanmayı da, ham sudaki bir sorunu arıtma sonrası ölçüm yapılmadan doğrudan musluğa taşımayı da önler.
Organik maddeyi yalnız alg olarak düşünmemek
Sudaki organik maddelerin tamamı o anda suda çoğalan canlılardan gelmez. Bitkisel maddelerin parçalanması, toprakla temas ve sudaki mikroorganizmalar farklı kaynaklar oluşturur. Renk bölümünde görüldüğü gibi hümik ve fülvik maddeler görünür renge katkıda bulunabilir. Dolayısıyla kahverengimsi bir suyla karşılaşmak, alg yoğunluğunun arttığını tek başına göstermediği gibi, belirgin bir alg birikimi bulunmaması da organik yükün düşük olduğunu göstermez. Kaynağın nasıl beslendiği ile suda hangi maddelerin ölçüldüğü birlikte ele alınmalıdır.
Organik yük, duyusal kabulün ötesinde işletme açısından da anlam taşır. Yoğun fitoplankton, pıhtılaştırma ve süzme işlemlerini zorlaştırabilir; doğal organik maddelerin bazıları ise dezenfeksiyon sırasında yan ürün oluşumuyla ilişkilidir. Bu ilişkiler birbirinden ayrılmalıdır. Hücre yüküyle ilgili bir güçlük, rengin kaynağıyla ilgili soruyla aynı değildir. Hangi aşamanın değiştiği bilinmeden bütün organik madde sorunlarını tek bir koku filtresi ihtiyacı gibi ele almak, işlemin hedefini belirsiz bırakır.
Aynı hedef madde için arıtma değerlendirmesi yapılırken suyun geri kalan bileşimi de önem taşır. WHO, doğal organik madde derişiminin yüksek olmasının bazı organik kimyasalların aktif karbon veya ozonla giderimini olumsuz etkileyebileceğini belirtir. Bu nedenle başka bir suda elde edilen işlem sonucu, aynı cihaz veya yöntem adı kullanılıyor diye doğrudan taşınamaz. Duyusal sorun araştırılırken yalnız şikâyete yol açtığı düşünülen bileşiğin değil, içinde bulunduğu suyun özelliklerinin de anlaşılması bu bakımdan gereklidir.
Organik maddelerin bir işlem sırasında biçim değiştirmesi de önemlidir. Örneğin WHO, ozonlamanın bazı doğal organik maddelerin mikroorganizmalarca kullanılabilirliğini artırabildiğini açıklar. Buradaki ayrıntı, daha sonraki arıtma bölümlerinin tasarım konusudur; bu bölüm için temel anlamı şudur: başlangıçtaki tat veya koku azalırken suyun sonraki davranışına ilişkin başka sorular doğabilir. Bir işlemi yalnız bardaktaki duyusal değişime göre değerlendirmek, dağıtımda korunması gereken özelliklerin tamamını ele almış olmaz.
Yan ürün oluşumuna yol açan maddeleri azaltma amacı da dezenfeksiyonun işlevinden ayrı düşünülemez. Doğal organik maddeyle ilgili bir sorun görülmesi, dezenfeksiyonu gelişigüzel azaltmak için gerekçe oluşturmaz. WHO, yan ürünler kontrol edilirken dezenfeksiyon etkinliğinin korunmasını özellikle vurgular. Böylece kabul edilebilirlik, biyolojik yük ve kimyasal oluşumlar birlikte yönetilir. Okur açısından pratik karşılığı, “kokuyu azaltmak” ile “bütün sistemin uygun işlemesini sağlamak” hedeflerinin aynı ölçümle doğrulanmadığını fark etmektir.
Kaynak suyu izlemesinde renk, ışık soğurması, bulanıklık ve siyanobakteri gelişimi gibi bilgilerin birlikte anılması bu nedenle anlamlıdır. Her biri sistemin başka bir yönünü görünür kılar. Aynı gün bunlardan birkaçının değişmesi, bütün değişimlerin tek maddeden kaynaklandığını kanıtlamaz; araştırma için birlikte değerlendirilmesi gereken bir örüntü oluşturur. Örneğin artan hücre yüküyle eş zamanlı bir renk değişimi kaydedilebilir, fakat rengin ne kadarının başka organik maddelerden geldiği ayrı soru olarak kalır.
Bu bilgiler, duyusal bir değişimin nedenini ararken hangi açıklamaları açık tutacağımızı belirler. Canlı topluluk, çözünmüş ürün, doğal organik madde ve sistemin işletme koşulları aynı olayda birlikte rol oynayabilir. Her işareti tek başına büyütmek yerine, hangi açıklamanın hangi veriyle desteklendiğini görmek gerekir. Bir sonraki adımda değerlendirme bu yüzden yalnız bir madde adı bulmaya çalışmaz; değişimin ne zaman başladığını, nerelerde görüldüğünü ve hangi incelemenin eksik olduğunu belirleyen bir sıraya dayanır.
12.5 Duyusal değişimde izlenecek değerlendirme sırası
Bildirimi incelenebilir hale getirmek
Bir musluktan gelen suyun alışılmış görünümünün değişmesi, çoğu zaman teknik incelemenin başlangıç bilgisidir. İlk bildirimde kesin madde adı bulunması gerekmez. Sarımsı görünüm, topraksı koku, görünür tanecik veya beklenmedik bulanıklık gibi tanımlar; zaman ve yer bilgisiyle birleştiğinde araştırılabilir bir olayı tarif eder. WHO, özellikle ani veya belirgin değişimlerde nedenin araştırılmasını ve ilgili sağlık otoriteleriyle değerlendirme yapılmasını ister. Kullanıcının görevi tanı koymak değil, gözlemini mümkün olduğunca açık aktarmaktır.
Gözlem ile yorumun ayrı yazılması bu açıklığı sağlar. “Sarı renk gördüm” bir gözlemdir; “borudan demir geldi” ise doğrulanması gereken açıklamadır. “Topraksı koku fark ettim” ifadesi de “rezervuarda toksin var” demek değildir. İlk kayıt yalnız tahmini nedenle tutulursa sonraki inceleme yanlış yönde daralabilir. Renk, koku ve parçacık gibi özellikler farklı kaynaklardan doğabildiği için, bildirimin başlangıcında kullanılan sözcüklerin sonradan kanıtlanmamış madde adlarına dönüşmemesi yararlıdır.
Zaman bilgisi, gözlemin diğer kayıtlarla eşleştirilmesini sağlar. Değişimin ilk ne zaman fark edildiği, devamlı mı aralıklı mı görüldüğü ve bir kesinti ya da çalışma sonrasında fark edilip edilmediği belirtilmelidir. Bunlar olayın nedenini tek başına açıklamaz; tedarikçinin ve bina sorumlusunun kendi kayıtlarında aynı döneme bakmasını kolaylaştırır. Değerlendirme bakımından “bir süredir farklı” ifadesiyle, başlangıç zamanı belli bir bildirim aynı açıklıkta değildir. Bilinmeyen zaman ise tahminle kesinleştirilmeden, bilinmiyor olarak tutulabilir.
Yer bilgisi de aynı derecede önemlidir. Bildirimin adresiyle birlikte hangi kullanım noktasına ait olduğu, sıcak veya soğuk su hattında fark edilip edilmediği ve bir depodan ya da kullanım noktası cihazından geçip geçmediği incelemeyi yönlendirir. Bina su sistemleri farklı bağlantılar ve ekipmanlar içerebilir. Bu bilgilerin kaydı, şebekeden gelen değişimle bina içinde oluşabilecek değişimi araştırmaya yardımcı olur; kullanıcının tesisatı sökmesini veya kendiliğinden bir bakım müdahalesi yapmasını gerektirmez.
Koruyucu kararla araştırmayı birlikte yürütmek
Bilgi toplamak, ciddi bir değişimde başvuruyu geciktiren bir ön koşula dönüştürülmemelidir. Ani ve belirgin bir koku, açıklanamayan renk veya başka olağandışı bir durum fark edildiğinde tedarikçiye bildirim yapılması, incelemenin başlayabilmesi için yeterlidir. Bildirime eşlik eden eksik bilgiler daha sonra tamamlanabilir. Özellikle nedeni bilinmeyen bir olayda, birkaç basit ev gözleminin sorunu güvenli ilan etmeye yeteceği varsayılmamalıdır. Değerlendirmenin amacı, mevcut işareti uygun sorumluya ve uygun incelemeye taşımaktır.
Şüpheli suyu tekrar tekrar tatmak, sorunun nedenini araştırmak için uygun bir yol değildir. Tadın nasıl değiştiğini anlatan önceki bir gözlem kayda geçirilebilir; yeni bir deneme yaptırılması gerekmez. Koku veya görünümün olağan bulunması, ayrıca araştırılması gereken bir kirleticinin bulunmadığını göstermez. Güvenliği değerlendirilmemiş suyla duyusal denemeyi sürdürmek yerine, tedarikçinin ya da ilgili sağlık biriminin olaya ilişkin kullanım açıklaması izlenmelidir. Bu, duyusal bilginin değerini azaltmaz; onun gözlem sınırını korur.
Her olayda aynı kullanım önerisi verilemez. Kaynatma uyarısı ile suyun belirli amaçlarla kullanılmamasına ilişkin uyarı farklı kararları anlatır. WHO, kaynatmanın etkili olmadığı veya yeterli olmadığı kirleticilerde ve bazı temas yollarının önem taşıdığı durumlarda kullanım kısıtlamalarının gerekebileceğini açıklar. Bu nedenle belirgin bir kimyasal kokuya yalnız “kaynatıp kullanın” yanıtını vermek, incelenen tehlikenin ne olduğunu atlamaktır. Resmî duyuruda hangi kullanımın etkilendiği, alternatif suyun nereden sağlanacağı ve açıklamanın güncelliği birlikte izlenmelidir.
Uyarının kapsamı değerlendirme boyunca açık tutulmalıdır. Yalnız içme ve yemek hazırlama için verilen bir açıklama ile daha geniş temasları kapsayan açıklama aynı değildir. Bir kullanımdaki kısıtlamayı bütün kullanımlara kendiliğinden genişletmek veya daraltmak doğru olmaz. Kullanıcı için somut soru, bulunduğu yerin duyuru kapsamına girip girmediği ve açıklanan alternatifin hangi amaçlara uygun olduğudur. Bilgi belirsizse yetkili kaynaktan açıklık istenir; görünümün düzelmesi, yürürlükteki duyurunun kendiliğinden kalktığı şeklinde yorumlanmaz.
Şekil 31, koruyucu değerlendirme ile teknik incelemenin birlikte ilerleyebileceğini gösterir. Ciddi veya ani bir değişimde yetkiliyle erken temas kurulurken, olayın yerini ve zamanını açıklayan bilgiler de toplanabilir. Bildirim yapmak için laboratuvar sonucunun tamamlanması beklenmez. Teknik inceleme ilerledikçe alınan karar gözden geçirilir; düzeltme sonrasında yeterli kanıt oluşmamışsa araştırma sürer. Şemadaki bir aşamaya ulaşmak, su hakkında kendiliğinden bir güvenlik hükmü vermez.
Şekil 31 Duyusal değişimde erken iletişim ve teknik inceleme. Özgün kavramsal şema. Ciddi veya ani değişimde erken iletişim ile teknik inceleme birlikte yürütülebilir; bildirim laboratuvar sonucunu beklemez. Müdahalenin sonucu doğrulanır, belirsizlik sürerse inceleme yenilenir. Oklar bu ilişkileri açıklar; resmî ve her olaya değişmeden uygulanacak bir işlem sırası değildir.
Alternatif suya geçilmesi gereken bir olayda da kaynağın uygunluğu önemini korur. Yalnız daha berrak veya daha hoş kokulu görünmesi, alternatifin değerlendirilmiş olduğu anlamına gelmez. WHO, duyusal sorunlar nedeniyle daha güvensiz kaynaklara yönelinmesini önemli bir sonuç olarak ele alır. Bu yüzden geçici çözüm, yetkili açıklamasında belirtilen kullanım amacı ve güvenli tedarik koşullarıyla birlikte düşünülmelidir. Belirsizliği gidermek için yapılan değişiklik, başka bir kaynağa ilişkin bilinmeyenleri görünmez hale getirmemelidir.
Değişimin bulunduğu yeri daraltmak
İlk değerlendirmede tedarikçinin bildirdiği bir olay bulunup bulunmadığı kontrol edilir. Kaynak değişimi, arıtma koşulu, dağıtımda yapılan çalışma veya başka bir işletme olayı, duyusal bildirimin zamanıyla birlikte ele alınabilir. Ancak yalnız zamanların örtüşmesi kesin neden bağı kurmaz. WHO, işletme değişikliklerinin kabul edilebilirliğe etkisinin yönetilmesini ve akış değişimlerinin birikintileri hareketlendirebilmesini belirtir. İnceleme, bildirimi bilinen bir çalışmaya bağladığında bile oluşan su kalitesi değişiminin uygun biçimde değerlendirilmesini sürdürmelidir.
Birden fazla kullanım noktasından gelen benzer bildirimler, olayın yayılımını anlamaya yardım eder. Bununla birlikte farklı binaların aynı ana borudan beslendiği, aynı depoyu kullandığı veya aynı cihazdan geçtiği varsayılmamalıdır. İncelemenin mekânsal anlamı, suyun gerçek bağlantıları bilindiğinde güçlenir. Bir apartmanın bütün dairelerinden bildirim gelmesiyle, ayrı bağlantılardaki binalardan bildirim gelmesi farklı olasılıkları düşündürür. Bu, bir olasılık daraltma işlemidir; tek başına şebeke veya bina sorumluluğunu kesinleştiren bir test değildir.
Aynı bina içinde yalnız belirli bir kolda görülen değişim, o kolun malzemesi, bekleme koşulu, bağlı ekipmanı veya yerel müdahaleleri hakkında soru doğurabilir. Bütün kullanım noktalarında görülmesi ise giriş suyu ve ortak depolama gibi paylaşılan bölümlerin araştırılmasını gerektirebilir. 7. bölümde anlatılan tesisat yapısı burada bir teşhis listesi olarak kullanılmaz; örneklerin hangi noktalardan alınacağını ve hangi kayıtların karşılaştırılacağını düşünmeye yardım eder. Tesisatın gerçek şeması bilinmiyorsa bu belirsizlik açık bırakılır.
Sıcak ve soğuk su hatlarının ayrı düşünülmesi de aynı mantığa dayanır. Yalnız ısıtma veya depolama düzeninden sonra fark edilen değişim, incelemenin o bölümü de kapsamasını gerektirebilir. Fakat sıcaklık duyusal algıyı ve sistemdeki bazı süreçleri etkileyebildiği için, iki bardaktaki fark doğrudan belirli bir malzemeye bağlanamaz. Burada istenen, karşılaştırmanın koşullarının kaydıdır. Kullanıcının sıcaklık ayarlarını değiştirerek veya sistemi boşaltarak deneme yapması, inceleme öncesinde gerekli bir adım sayılmaz.
Kullanım noktası cihazı bulunan bir yerde, cihazın öncesi ile sonrası arasında kurulacak karşılaştırma da kayıtlı ve amaçlı olmalıdır. Cihazın varlığı, değişimin mutlaka ondan kaynaklandığını göstermez; onu değerlendirme dışında bırakmak da uygun olmaz. Suyun geçtiği yol, bakım ve değişim zamanları ile tedarik koşulları birlikte bilinmelidir. Yalnız cihaz sonrası suyun daha iyi görünmesi, hangi maddenin ne ölçüde değiştiğini söylemez. İşlemle ilgili bir iddia, hedefe uygun öncesi ve sonrası kanıtıyla ele alınır.
| Kayıt veya soru | İncelemeye katkısı | Tek başına belirlemediği |
|---|---|---|
| İlk fark edilme zamanı | Olay ve işletme kayıtlarını eşleştirmek. | Kesin neden ve başlangıç anı. |
| Etkilenen kullanım noktaları | Ortak ve yerel su yollarını araştırmak. | Şebeke veya bina kaynaklı kesin tanı. |
| Sıcak soğuk hat ve ekipman | İncelenecek sistem bölümünü tanımlamak. | Belirli kirleticinin kimliği. |
| Tedarikçi ve bakım kayıtları | Değişimle örtüşen koşulları görmek. | Suyun uygunluğunun tamamı. |
| Hedefli numune ve analiz | Belirlenmiş soruyu yöntemle sınamak. | Ölçülmemiş bütün bileşenler. |
| Düzeltme sonrası doğrulama | Müdahalenin sonucunu değerlendirmek. | Yalnız görünümden kalıcı güvence. |
Sıra, bildirim ve inceleme için özgün bir düzenlemedir. Ciddi veya ani değişimde yetkiliye başvuruyu geciktiren bir ev testi listesi değildir.
Ölçülecek özelliği soruya göre seçmek
Araştırma ilerledikçe “suya genel bir test yapılsın” ifadesi daha belirli sorulara çevrilir. Beklenmedik bulanıklık mı var, renk kaynağında mı değişim görülüyor, belirli bir koku bileşiği mi araştırılıyor, yoksa biyolojik bir gelişmeyle ilişkili toksin kuşkusu mu bulunuyor? Bu soruların tümüne aynı kısa analiz paketi yanıt vermez. WHO’nun izleme yaklaşımında farklı aşamalara uygun göstergeler bulunmasının nedeni de budur. Analiz seçimi, tedarikçi ve uygun uzmanlıkla çalışan laboratuvarın olayın bağlamını birlikte değerlendirmesini gerektirir.
Duyusal yakınmanın belirli bir maddeyle ilişkilendirilebilmesi için, o maddeyi ölçen sonuçla olayın yeri ve zamanı arasında bağ kurulmalıdır. Sonradan başka bir noktadan alınan olağan bir sonuç, önceki olayı tamamen açıklamayabilir. Aynı şekilde bir sınırın altında bulunan sonuç, raporda yer almayan bütün maddeler için bilgi vermez. Burada yeni bir genel belirsizlik tartışması açmaya gerek yoktur; 9. bölümdeki ölçüm mantığı, hangi numunenin hangi soruya yanıt verdiğini açık tutacak biçimde uygulanır.
Numune alınmadan önce laboratuvarla görüşmek, özellikle araştırmanın belirli bir hedefe yöneldiği durumlarda önemlidir. Numunenin alınacağı yer, gerekli kap ve işleme biçimi ilgili yöntemin kapsamıyla uyumlu olmalıdır. Bulanıklık ve bakiye klor gibi özellikler taşıma ve bekletme sırasında değişebilir. Bu nedenle gelişigüzel bir kaba alınıp bekletilmiş numunenin ilk olayı aynen temsil ettiği varsayılmaz. Bu bölümde tek bir koruma veya taşıma reçetesi verilmemesinin nedeni, hedeflerin farklı olmasıdır. 13. bölümde numune planı bu sorular üzerinden ayrıntılandırılacaktır.
Biyolojik gelişme kuşkusunda da inceleme bir adımda bitmeyebilir. Hücrelerin tanımlanması, biyokütlenin izlenmesi ve ilgili toksinin analizi birbirini tamamlayabilir. Kaynak suyu örneğinin anlamı ile arıtılmış su örneğinin anlamı ayrı tutulur. 12.4 numaralı alt bölümdeki hücre içi ve çözünmüş bölüm ayrımı burada doğrudan uygulama kazanır: raporun hangi bölümü kapsadığı, araştırmanın eksik kalan yanını belirleyebilir. Yalnız koku bileşiğinin aranması, siyanotoksin sorusunun da cevaplandığı şeklinde sunulamaz.
Varsayımsal bir bildirimi adım adım okumak
Tamamen varsayımsal bir örnekte, bir binanın bazı kullanıcıları suyun renginde değişim bildirmiş olsun. Bu bilgiyle hemen boru malzemesine veya kaynak suyuna hükmetmek yerine, bildirimlerin hangi kullanım noktalarına ve saatlere ait olduğu bir araya getirilir. Bina girişinde, depolama sonrasında ve etkilenen kollarda aynı değişimin bulunup bulunmadığı, sorumluların planlayacağı incelemenin sorusu olur. Bu örnekte gerçek bir bina, ölçüm veya arıza sonucu yoktur; olayın yerini daraltmak için hangi karşılaştırmanın işe yarayacağını gösterir.
Aynı varsayımsal olayda, değişimin bir bakım çalışmasından sonra fark edilmiş olması araştırmaya bir zaman bağlantısı ekler. Fakat bakım kaydı, tek başına bütün nedensellik zincirini açıklamaz. İnceleme, çalışmanın hangi bölümü etkilediğini ve su kalitesinde hangi değişimin ölçüldüğünü bir araya getirmelidir. Bakım ile bildirim arasında ilişki bulunursa düzeltici işlem bu bulguya göre belirlenir. İlişki gösterilemezse diğer olasılıklar açık kalır; ilk tahmini korumak için uyumsuz bilgiler göz ardı edilmez.
Başka bir varsayımsal olayda topraksı koku bildirimleri ile kaynakta biyolojik gelişme aynı döneme rastlamış olsun. Bu örtüşme, kaynakla ilgili incelemeyi güçlendirir; ancak kokuya yol açan bileşikle toksin değerlendirmesi ayrı yürütülür. Kaynakta gelişme bulunması, musluktaki toksin derişiminin ölçüldüğü anlamına gelmez. Arıtılmış suyun hedefe uygun incelemesi gerekir. Örneğin amacı bir sonuca işaret etmek değil, aynı olayda kabul edilebilirlik ile sağlıkla ilgili soruların nasıl ayrı kanıtlarla cevaplanacağını göstermektir.
Düzelmeyi göstermek ve kaydı kapatmak
Bir değişimin gözden kaybolması sevindirici olabilir; olayın açıklanması ise ayrıca tamamlanmalıdır. Müdahale yapılmışsa neyin değiştirildiği, hangi noktaların etkilendiği ve sonucun nasıl kontrol edildiği kayıt altında tutulur. WHO, önemli olayların nedeninin belirlenmesini, düzeltilmesini, yapılan işlemin belgelenmesini ve benzer olayın tekrarlanmaması için yönetim yaklaşımının gözden geçirilmesini ister. Bu çerçevede yalnız şikâyet sayısının azalması, belirli bir düzeltmenin yeterli olduğunun bütün kanıtı sayılmaz.
Doğrulama, başlangıçta sorulan soruya geri dönmelidir. Sorun belirli bir maddeyle ilişkilendirilmişse ilgili madde; sistem bütünlüğündeki bir bozuklukla ilişkilendirilmişse bu bozukluğun giderilmesi ve su kalitesindeki sonuç ele alınır. Resmî kullanım uyarısı verilmiş bir olayda, uyarının kaldırılma ölçütlerini yetkili birimler değerlendirir. Kullanıcının kendi gözlemi bu değerlendirmeye bilgi sağlayabilir, fakat resmî kararın yerine geçmez. Bir önceki normal görünüme dönmek ile araştırılan tehlikenin giderildiğini göstermek aynı kayıt değildir.
İletişimin sonunda yalnız “sorun çözüldü” denmesi yerine, bilinen nedenin, yapılan işlemin ve devam eden izlemenin anlaşılır biçimde açıklanması yararlıdır. Nedene ilişkin belirsizlik sürüyorsa onun da açıkça belirtilmesi gerekir. Bu yaklaşım, kullanıcıdan laboratuvar raporunu uzman gibi yorumlamasını istemeden açıklama talep edebilmesini sağlar. Güven, bütün olasılıkların tek bir cümleyle dışlanmasından değil, olayın nasıl ele alındığının ve kararın hangi bilgiye dayandığının anlaşılmasından güçlenir.
Benzer bildirimlerin zamanla yeniden ortaya çıkması da önceki kaydın değerini gösterir. Yer, dönem, etkilenen noktalar ve yapılan müdahale biliniyorsa yeni olay öncekiyle anlamlı biçimde karşılaştırılabilir. Benzer görünümün mutlaka aynı nedenden doğduğu varsayılmaz; fakat daha önce nelerin araştırıldığı ve hangi açıklamaların desteklendiği görülebilir. WHO’nun düzenli ve olay sonrası gözden geçirme yaklaşımı bu öğrenmeyi işletmenin parçası haline getirir. Böylece her bildirimde aynı eksik bilgilerle yeniden başlama ihtiyacı azalır.
Böylece duyusal değişimin değerlendirilmesi, bir koku veya renk adına ulaşmanın ötesinde tamamlanmış bir inceleme haline gelir. Başlangıç gözlemi korunur, olası kaynaklar sistemin gerçek yapısına göre daraltılır, ölçülecek hedef seçilir ve düzeltmenin sonucu kontrol edilir. Açık kalan soru varsa kayıtta görünür kalır. Bu sıranın doğal devamı numunedir: Hangi suyun, hangi noktada ve hangi amaçla örnekleneceği belli olmadan, ayrıntılı bir analiz sonucu bile beklenen soruya yanıt vermeyebilir.